Get Adobe Flash player
Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

..::Misafir Sayımız::..

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün83
mod_vvisit_counterŞimdiye kadar309353

Kas 01, 2014

Aksiyon: "Niçin erkek psikolojisini anlatan bir kitap yazma ihtiyacı hissettiniz?"

Kadınların erkeklerle ilgili erkeklerin kadınlardan ne beklediği üzerine genelleşmiş peşin hükümleri var. Örneğin, kadın erkeğe itiraz etmemeli, erkeğe yüksek sesle cevap vermemeli, erkeğin yanında gündelik kıyafetleriyle durmamalı, işveli olmalı vs… Bir erkek bunu ister. Kadınların bu yorumları vardır erkekler üzerine ama erkeklerin büyük kısmı bir ilişkiden, kadından ne istediğini gerçekte bilmez. Duygularının farkında değildir. Örneğin, erkeğin, flörtün başlangıcındaki romantik davranışları, gerçek bir sevgi duygusundan değil, kadından sevgi bekleyişinden, kadının kendisine bağlanmasını istemesindendir. Bu ise bir duygu değil psikolojik bir ihtiyaçtır. İhtiyaç karşılanınca duyguda biter. Bu kitabı yazma ihtiyacım buradan kaynaklandı. Erkeğin ilişki içindeki davranışlarının nedenini sorgulamaya çalıştım. Erkek psikolojisi üzerine yayınlanmış kitap, makale ya da yayın yok. Olanlarsa yeterli değil. Erkeğin duygusal alanının bilinmemesinin en önemli sebebi, erkeğin duygularının dışarıdan görülmemesi ve duygularını ifade etmemesidir. Diğer önemli husus kadın erkek ilişkilerindeki rollerdir. Erkek isteyen-kadın istenen ilişki modeliyle yürüdüğünüzde, isteyen tarafın duygularının anlaşılmasına ihtiyaç duyulmaz. Duyguları anlaşılması gereken istenen taraftır yani kadındır. Bu nedenle filmler, kitaplar, şiirler hep kadın üstünedir. Bu da ilişkilerimizi sorunlu hale getiren en önemli bir durumdur. Bu kitapla, ilişkinin saklı kalan tarafını, yani erkeği ortaya koymaya çalıştım.

Aksiyon: "Genelde kadınlar anlaşılmaz varlıklar diye bilinir ve bu problemi ortadan kaldırmak için kitaplar yazılır. Erkek psikolojisini anlatan kitap sayısı çok çok az. (belki de sizinkinin dışında yok) Peki erkeklerin anlaşılmaya ihtiyacı yok mu?"

Bu yayınların olmaması, böyle bir talebin de olmadığını gösterir. Yani erkeği anlamaya dair bir talep yok. Kadının böyle bir ihtiyacı söz konusu değil.

Aksiyon: "Neden?"

Erkeğin ne istediği zaten ortada, bunun için çaba harcamaya gerek yok mu? Erkek ilişki içinde duygularını belli etmez. Böyle olunca da kadın tarafından duygusuzlukla yaftalanır. Erkeğin “duyguları” değil, “istekleri” vardır ve bunlar da bellidir. En başta gelen isteği de “cinselliktir”. Bu yüzden kadın cinsel ilişki istemese de bunu bir görev olarak yerine getirir. Cinsel açıdan doyurulmuş bir erkeğin tüm ihtiyaçları karşılanmıştır. Böyle sanılır…

Kadının erkekle ilgili yorumlarına genel olarak baktığınızda, erkeğin bir ilişkiden ne beklediğiyle ilgili çok peşin yargılara sahip olduğunu görürsünüz. Ve psikolojik çalışmalardan yola çıkarak, asıl anlaşılmayan tarafın erkek olduğunu söylemek abartılı bir yargı olmaz. Hislerini değil de isteklerini önceleyen, bunları dillendiren erkek, kadın tarafından da sadece istekleri olan varlık olarak algılanır. Bu meselenin bir yönü. Bir de erkekle ilgili boyutu var. Erkek ilişkide anlaşılmak istiyor mu gerçekten? Bence, evet istiyor. Ancak erkek bu beklentisinin farkında değil. Duygularını bilmediği ve bilse de bunları zayıflık olarak gördüğü ve söyleyemediği için, isteklerini, kurallarını, beklentilerini söylüyor. Kıyafetin boyu, eve gidiş geliş saatleri, cinsellik ve ilişkiye dair daha pek çok başka talepler… Ancak bunlar duygular değil talepler ve isteklerdir. Ortada görünen, anlaşılmayı bekleyen bir erkek değil, beklentilerinin karşılanmasını bekleyen birisidir. Asıl beklentisinin bu olmadığını, beklentileri karşılandığında görür erkek. Söyledikleri yapılır ancak o bir türlü tatmin olmaz.

Aksiyon: "-Kitabınızda erkekleri eleştiriyorsunuz sıklıkla. Bunu bilerek mi yaptınız?"

Hani daha çok kadınlar problemlidir ya. Toplumumuzda hep bu şekilde yansıtılır olaylar biliyorsunuz... Evet, bu bilerek sergilenmiş bir üsluptur kitapta. Erkeğin, kadın erkek içerisindeki sorunlu davranışlarını eleştirmeye çalıştık. Bunun bir benzeri de “Kadının Yanılgısı” adlı kitabımda kadın davranışları üzerinden yürüttüm. Ancak nedense kadınlar erkek psikolojisi kitabındaki eleştirel dili beğendiler ama “Kadının Yanılgısı”ndaki eleştirel dilden hoşlanmadılar. Bu da manidar tabi… “Erkek Psikolojisi” kadın erkek ilişkileri üzerine yazdığım dört kitaptan biridir. “Kadın Beyni Nasıl Çalışır?” ve Son Kitabım “Sadece Sevmek Yetmez”de kadın erkek ilişkilerine eleştirel bir yaklaşım sergiler.

Aksiyon: "-Karakteristik özelliklerin dışında; erkeklerin genel tutumları neden hep birbirine benzer? Toplum erkekleri böyle olmaya mı hazırlar?"

Evet. Küçük yaştan itibaren, bir erkek olarak nasıl değer görürüz bunu öğreniyoruz. Aileden sevgi görmek için ailenin beklentilerini karşılıyor çocuk (bu sorunlu bir ilişkidir ve biz bunun bedellerini hayatımız boyunca ödüyoruz), biz de bir erkek olarak kendimizi değerli hissetmek için toplumun beklentilerini karşılamak zorunda kalıyoruz. “Kadın erkeğe itiraz etmemeli.” “Erkek adam ağlamaz.” “Erkekler zayıf olmaz, her zaman güçlüdür.” Daha  pek çok algıyı, tutumu küçük yaştan itibaren geliştiriyoruz. Bunlara sahip olmadığımızda kendimizi değersiz hissediyoruz. Kendimize olan güvenimiz sarsılıyor. Değer görmek için toplumun beklediği davranışları geliştirmek bizi birbirimize benzeyen kişiler yapıyor. Birbirimize benziyoruz böylece. Fotokopiden çıkmış gibi!

Aksiyon: "-Bir erkek nasıl 'mutlu erkek' olur? Eşlerinden başlıca beklentileri nedir?"

Neyin bizi mutlu edeceğini tam olarak bilemesek de, bizi neyin mutsuz edeceğini biliriz. Hayatımızdan bizi mutsuz edecek şeyleri ne kadar dışarı atarsak, o kadar mutlu oluruz. Bizi en mutsuz eden “Elalem ne der!” düşüncesidir. Hissettiğimiz gibi davranmıyor, düşündüğümüz gibi konuşmuyor, inandığımız gibi yaşamıyoruz. Eleştirilmek, dışlanmak, suçlanmak, yargılanmak, kendimizi yetersiz-değersiz hissetmek, karşımızdakini kaybetmekten korkarak hareket ediyoruz. Bunlar bizi biz olmaktan çıkartıyor. Olmadığımız bir hayatı yaşıyoruz. Yaşamak istemediğimizde korkular ve kaygılarla karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin erkeklerin cinsel hayatını yönlendiren ana güdü; başarıdır. Başarılı olma isteğinin yarattığı başarısızlık korkusu, erkeklerin en önemli sorunudur. Türk erkeklerinin yüzde sekseninden fazlasında cinsel sorun vardır ve bunun altında yatan en önemli sebep; başarı beklentisi ve bu beklentinin yarattığı kaygıdır.

Aksiyon: "Erkekler aslında hep yalnız mıdır? Ya da bu yalnızlık nereden kaynaklanır?"

Evet. Erkekler hayat içinde daha zor koşullarda kendilerini var etmeye çalışıyor. Bunun üstüne bir de duygularını paylaşmamaları eklenince bu durum yaşanıyor. Kendinizi anlattığınız, paylaştığınız oranda yalnızlık duygunuz azalır, çevreyle bütünleşirsiniz. Ancak erkekten güçlü olması beklendiği için ya da erkek güçlü olmayı duygularının görülmemesi olarak algıladığı için (ağlamak zayıflıktır) bunları açmaz. Bu da içine kapanmasına, kendinde kalmasına neden olur. Hayatla ilgili çok yoğun korkuları, kaygıları vardır ancak bunları paylaşamaz, güçsüz zayıf birisi gibi görünmek istemediği için. Duygularınızı paylaşamazsanız, kendinizi yalnız hissedersiniz. Erkekler neden eşlerinde ya da kadınlarında hep annelerini arar? Anne, kız çocukları için de erkek çocukları için de varoluş sorunudur. Onun varlığıyla kendimizi güvende hissederiz. Onu kaybetmek, güvenlik alanımızı kaybetmektir. Çocuklarını kendisine bağımlı yetiştiren ya da çocuklarına öz güven aşılayamayan annelerin çocukları öz güven sorunu yaşar ve annenin varlığına yoğun ihtiyaç hissederler. Bu erkeğin, ya annesine bağımlı olmasına ya da annesinin yerine koyduğu kişilere bağımlılık geliştirmesine neden olur. Erkek çocuk annesinin yanında hissettiği güveni karşı cinste de arar. Annesi onu koruyup kollarken şartsız bir destek sunar. Bu davranışı eşinden de bekleyen erkek, annesiyle eşini kıyaslama sürecine girer. Ki bu oldukça yanıltıcı bir kıyastır. Kendine güvenmeyen erkeklerin anneleriyle ilişkileri bağımlılık düzeyindedir. Ya annesinin davranışlarını bekler kadından ya da annesini kaybetme korkusu yüzünden eşiyle istediği şekilde ilişki yaşayamaz. Bu bağımlılık erkeğin kendine güvensizliği nedeniyledir. Hayata dair tüm korkuları, endişeleri onu annesine babasına karşı bağımlı yapar. Anneye bağımlı erkek kadının anneyle ilgili getirdiği her rahatsızlıkta tepki gösterir, annesinin aile içine müdahale etmesine itiraz edemez. Bizim kültürümüzün ilişkilerinde sık yaşadığımız sorunlarından biridir bu.

Aksiyon: "Kadınlar, erkeklerin de duygularının olduğunu niçin fark edemezler? Bunun içinden nasıl çıkılır?"

Durumun böyle olmasının en önemli nedeni toplumumuzun kadın erkek ilişkilerine bakış açısıdır. Genel algıda böyle bir beklenti olmadığı için kişiler de ilişkilerinde bu yönde davranışlar sergilemiyor. Erkek “ister”, kadın “verir”. Böyle bakıyoruz ilişkilere. Bir başka neden, kadının kendini güvende hissetme duygusuna duyduğu yoğun ihtiyaçtır. Kendisinin erkeğe karşı ne hissettiğinden ziyade, erkeğin kendisine karşı ne hissettiği üzerine aşırı bir odaklanma geliştirir kadın. Bu güvenlik ihtiyacı, kadının önceliğini erkeğin kendisini sevmesine vermesine neden oluyor. İlk düğme yanlış ilikleniyor ve sonrası arkadan geliyor. Düğmeler bittiğinde bakıyorsunuz ki gömlek kötü görünüyor. Her duygunun, düşüncenin dışavurumunun getirdiği bir bedel, kişiden istediği bir sorumluluk vardır. Birine kızdığınızda ya da karşı tarafı rahatsız edecek bir talebiniz olduğunda reddedilme ihtimaliniz vardır. Bu durum kişiye kendini kötü hissettirir. Bu nedenle, ilişki içindeki duygularımızı içimizden geldiği şekilde yaşamakta zorlanırız. İşte kadın, kendini güvende hissettiren biriyle ilişki yaşadığında, duygularını korkusu olmadığı için özgürce, içinden geldiği gibi yaşar. Bu yüzden etkilendiği erkeklerle değil kendine seven erkeklerle birlikte olmayı tercih eder. İlişkiyi erkeğin sürüklemesini bekler. Anlamayı değil anlaşılmayı bekler.

Aksiyon: -"Erkekle kadın elbirliğiyle erkeğin duygularını bastırıyor" diyorsunuz. Bu süreç bilmeden nasıl gerçekleşiyor?

Erkek duygularını bilmiyor. Psikolojik ihtiyaçlarını kadının üstüne transfer ediyor. Kendini güvende hissetmek için ihtiyaç duyduğu öz güveni, kadının onu sevmesi üzerinden gidermeye kalkıyor, kendi duygularını bir kenara bırakıyor. Aşırı sevgi davranışları ortaya çıkıyor böyle bir durumda. Her şeyi o yapıyor. Kadın da kendi güvenlik kaygıları yüzünden kenarda durup erkeğin ilişkiyi sürüklemesini bekleyince, erkeğin duyguları ortadan kayboluyor.

Aksiyon: "Erkekler için evlilik ne ifade eder? Psikolojik açıdan bir dönüm noktası mıdır bu?"

Kendine güven sorunu yaşayan erkek için evlilik güvenlik alanıdır. Kadını bunun kendine bağlar, bağımlı kılar. Onu kendisine bağladığında kendine olan güveni artar. Ancak bu durum başka bir sorunu ortaya çıkartır; özgürlüğünü yitirme kaygısı. Kadının yoğun bağlanımına karşı özgürlüğünü yitirme korkusu yaşar. Erkeklerde yoğun şekilde vardır bu duygu ve özellikle de evlilik sonrası ya da kadın ilişkiye kendini bıraktığında, aidiyet geliştirdiğinde ortaya çıkar. Erkeklerin ilişkideki en temel sorunu özgürlük sorunudur.

Aksiyon: "Kadınlar evlendikten sonra eşlerinin değiştiğinden şikayet eder durur hep. Ya da onlar değişmiyorsa başkalaşan şeyler nedir?"

Yukarıdaki sorunun cevabında aslında bu da var. Kadın, evlilik sonrası ya da kendisinin ilişkiye bağlanması neticesinde sadece erkeğin değiştiğini düşünür. Ancak bu doğru bir yorum değildir. Kadın da değişir evlendikten sonra. Ancak kendi değişimini ilişki adına olumlu bulduğu için bu değişimi sorun olarak görmez. Evlilik öncesi ilişkide çekingen duran kadın, bu haliyle erkeğin özgürlük alanını tehdit etmez. Evlendikten sonra ise evlilik kadının her şeyi olur. Kadın bunu olumlu bulur. Ancak bu yoğun duygusal bağlanma erkeğin özgürlük kaygısına kapılmasına neden olur. Kadın erkeğin özgülüğünü tehdit edecek bir davranışta bulunmasa da, erkek kadının yoğunlaşmasından korkuya kapılır. Bu durum erkekte mecburiyet hissi uyandırır. Kadına karşı kendini sorumlu hisseder. Onu bırakamayacağını düşünmeye başlar. Erkek özgürlük korkusu yaşar ancak ifade edemez ve ilişkiye karşı duygusal yoğunluğunu kaybeder. Sevgisi azalır, zamanla tükenir. Mecburiyet, sorumlulukla sevgi aynı yerde var olamaz çünkü. Özgür hissettiğimiz sürece duygularımızı hissederiz.

Aksiyon: "Erkeklerdeki kaybetme korkusu onları hangi davranışlara sevk eder?"

Yoğun kıskançlık duygusunu ortaya çıkartır. Korku arttıkça bu duygunun ifadesi de kadına zarar verecek davranışlara dönüşür. Eleştiri, suçlama, yargılama, kısıtlama, yasaklar koyma, kıyafete, ilişkilere getirilen kısıtlamalar ortaya çıkar. Korku çok arttığında hakaret, şiddet kendini gösterir. Kadına fiziksel açıdan zarar verecek davranışlar da ortaya çıkabilir. Yine bir başka korku davranışı; aşırı ilgi, vericiliktir. Erkeğin çok seviyormuş gibi görünen davranışlarının altında çoğu zaman kaybetme korkusu vardır.

Aksiyon:  "Erkekler neden duygularını ifade etmekten çekinir? Bunun ilişkilere yansıması olumlu-olumsuz nasıldır?"

Erkek ilişkide zayıf görünmekten korkar. Zayıf görünmeyi bir kişilik sorunu olarak algılar. Kendini değersiz hisseder. Güçlü bir erkek olmazsa değersiz birisi olacaktır ve insanlar tarafından sevilmeyecek, itibar görmeyecek, aşağılanacaktır. Bu beklentilerle yetişen biri ilişkide duygularını açamaz. Eşinin ya da sevgilisinin kendisine olan saygısını yitireceği korkusunu yaşar. Kaygılarını korkularını zayıf görünme endişesiyle saklayan erkek, kadınla ilgili olumlu duygularını da kadın tarafından kullanılır endişesiyle paylaşmaz. Kadın kendini bir şey zannedecektir ve erkeğe bencilce davranacaktır. Bu yüzden susar. Erkeğin susmasının bir başka nedeni ise kadını kaybetme korkusudur. Hiçbir şey hissetmese de kadını kaybetmeye dayanamaz. İlişkiden sonrasını göremediği, güvenlik alanı sarsılacağı için kadınla ilgili olumsuz duygularını da paylaşmaz. Erkek kendini paylaşmadığında kadın kendini dışlanmış, önemsiz, değersiz hisseder. En önemlisi kendini yalnız hisseder. Bu durum erkeğin de kadının kendi iç dünyasında bir ilişki yaşamasına neden olur ki bu da iki tarafı da mutsuz eder.

Aksiyon:  -"Erkek kadının sevgisine muhtaçtır" diyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Hayat içinde bir birey olarak yaşıyoruz. İhtiyaç duyduğumuz önemli bir başka husussa bir cins olarak kendimizi değerli hissetmektir. Bunu alamayan erkeğin hayatı yarımdır. Kendine olan güvenini, kendini değerli hissetme ihtiyacını başka yerlerde ne kadar tatmin etmeye çalışsa da yeterli olmaz.

Aksiyon: "Niçin erkekler eşlerinin 'her şeyi' olmasını ister? Bunun sebep ve sonuçları nedir?"

Erkek kadından hem annesi, hem babası, hem arkadaşı yani her şeyi olmasını ister. Çünkü hayattan korkar. Kadının varlığıyla kendini daha fazla güvende hisseder. Bu beklenti kendine güvenmeyen erkeklerde söz konusudur. Hepimiz bir bireyiz. Bir ilişki sadece bir ilişkidir. Beklentiniz ne kadar fazlaysa kırılganlığınız da o derce yüksektir. İlişkiyi sıkıntıya sokar. Eşimiz sevilimiz bizim eşimiz sevdiğimizdir, anne babamız değil. Hayatla kendi başımıza başa çıkabilmeliyiz. Kendimize güvenecek şartları oluşturmalıyız. Ancak o zaman sağlıklı bir ilişki kurabiliriz. -"Oğlumu benden koparmaya çalışıyor" diye düşünür bazı kayınvalideler. Bu düşüncenin altında yatan psikoloji, asıl anlatılmak istenen nedir? Bu düşünceyi geliştiren annelerinin oğulları, onların gözünde hiçbir zaman büyümemiştir. Gelinin oğlunu kendinden kopartmaya çalıştığını, onu kıskandığını, oğlunu kullanmaya çalıştığını düşünür. Oğlunu hayatının merkezine almıştır. Çocuğunun annesi olmak onun hayatındaki tek anlamdır. Kendini çocuklarına adamıştır. Bu yüzden onu paylaşamaz. Eşine hissetmesi gereken duyguları çocuğunun üzerine transfer etmiştir. Bu yanlış bir bağlanımdır. Bazı erkekler eşlerinin kendilerinden üstün olmasını neden istemez? Çünkü kendilerini yetersiz hissederler. Bırakın ekonomik olarak üstün olmasını, erkekle eşitlenmesine bile tahammülleri yoktur. Bir başka sebepse erkeğin kadını kaybetmekle ilgili korkusudur. Güçlü bir kadın kontrol edilebilir değildir. Her an ilişkiden gidebilir. Bilinçaltındaki temel korku ise budur.

Aksiyon: "Toplum içinde kıskanma duygusu daha çok erkeklerle özdeşleşmiştir. Fakat siz bazı erkekler kıskanmaktan korkar diyorsunuz. Neden?"

Bazı erkekler değil, tüm erkekler kıskanmaktan korkarlar. Kıskançlık, karşımızdakini kaybetmekten, kendimizi değersiz, eksik biri gibi hissetmekten korkumuzun sonucu ortaya çıkar. Bunlar erkek için kendini zayıf, güçsüz biri gibi hissedeceği yerlerdir. Bu duyguyu kabullenmekte zorluk çekerler ve kadını kısıtlamaya kalkarlar.

Aksiyon: "Bazı erkekler niçin aldatır?"

Aldatmak kadın ya da erkek fark etmez bir kişilik sorunudur. Aldatan kişi ilişkisinde mutsuzdur. Sorunları vardır ancak bunları ifade edecek kadar kendine güvenmiyordur. Karşısındakini kaybetmekten, kırmaktan korkuyordur. Korku ve kaygıları sorunlarını konuşmasına, bunları çözmesine engel olur. Çözülmeyen sorunlar onu ilişkide boğar. Mutsuz olur. Böyle bir durumda kişi ilişkiden çıkması gerekirken bunu yapamaz. Korkuları yüzünden ilişkiden de çıkamaz. Aldatma böyle bir durumda ortaya çıkar. Çıkamadığı ilişkideki mutsuzluğuna açılmış bir hava deliğidir diğer ilişki. Burada heyecan duyar, kendini değerli hisseder. Bu nedenle aldatma kişinin korkular ve kaygılar karşısındaki zayıf kişiliği gösterir. Bir kişilik sorunudur. Erkeklerde daha yoğun yaşanmasının nedeni, toplumun bu davranışla ilgili iki cinse farklı anlamlar yüklemesidir. Erkek medeniyeti, kadının aldatmasını sadece bir davranış olarak görmez ve kadını yargılar. Bu nedenle kadınlar, mutsuz giden ilişkilerinde ilişkiden çıkamıyorlarsa, savunma olarak aldatmayı değil başka davranışlar geliştirirler. Çocuklarına kendilerini adamak gibi…

Aksiyon:  "Erkekler ağlamaz mı gerçekten? Ya da ağlarlarsa neler için, hangi sebeplerle ağlar?"

Erkekler ağlar. Ancak erkeğin göz yaşları ya içine akar ya da yalnızken akar. İnsanların yanındayken akan gözyaşları kendisi için değildir. Bazen bir film için, bazen de başka birinin gördüğü zarar için ağlar. Ama kendi sıkıntıları, zorlanmaları, korkuları, kaygıları için ağlamazlar. Çünkü bu bir zayıflıktır ve zayıf erkekler değersizdir. Sevilmez kişilerdir.

Aksiyon:  "Bir erkek babalığı hangi boyutlarda yaşar? Hissiyatı nedir özetle?"

Bir erkeğin toplum tarafından adam olarak görülmesi için çocuklarına bakabilmesi, onların ihtiyaçlarını karşılayabilmesiyle mümkündür. Erkeğin kendini yeterli bir erkek olarak topluma kanıtladığı alandır babalık. Bu sorunlu algı erkeğin adam olmak uğruna çocuğunun babası olmasından vazgeçmesine neden olur. Çocukların ihtiyaçlarını karşılamak yeterlidir ona göre. Çünkü toplumun beklentisi budur. Bu sorunlu bir baba-çocuk ilişkisi ortaya çıkartır.

Aksiyon: "Erkeklerin anneleriyle kurduğu ilişkiyle diğer insanlarla kurduğu ilişkinin benzerlik gösterdiğini söylüyorsunuz. Bu nasıl gerçekleşiyor?"

Anneyle kurduğumuz ilişki en hassas olduğumuz ilişkidir. Kaybetmekten en çok korktuğumuz, en çok ihtiyaç duyduğumuz ilişkidir. Anneyle kurulan ilişkide erkek nasıl davranıyorsa, kadına da aynı şekilde davranır. Anneye yalan söyleyen erkek eşine de söyler. Annesine dürüst davranmayan erkekler eşlerine de böyle davranırlar. Annesine bencil sevdiği kadına çok ilgiliyse bu davranış sevgi almak, kadını kendisine bağlamak içindir, bu durum gerçekleştiğinde erkek annesine nasıl davranıyorsa öyle davranacak ve kadına karşı bencilleşecektir. Annesiyle birey ilişkisi kurabiliyorsa erkek eşiyle ilişkisinde de böyle davranır. Bu nedenle kadınlar, evlenecekleri erkeklerle ilgili kendilerine yapılan davranışlara değil, erkeklerin anneleriyle kurdukları ilişkiye bakmalıdır. Kendilerine sunulan sevgi, korkudan ya da sevilme arzusundan kaynaklanan bir sevgi olabilir çünkü.

Aksiyon: "Gerçekten kendine güvenen bir erkeğin kişilik özellikleri nedir?"

Abartılı sevgi davranışları yoktur. Aldığı kadar verir. Açıktır. Duygularını, düşüncelerini, yaşadıklarını açıkça paylaşır. Karşısındakini kırsa da açık davranır. Aynı şeyi karşıdan bekler. Kendi rahatsızlıklarını önemser. Ertelemez. Halledilmeyen sorunların üstünü örtmez. Sadece kadınla değil, çevresindeki herkesle ilişkisinde benzer tavırlar sergiler. Kişiden kişiye, ortamdan ortama davranışları değişmez. Dışarıda iyi adam, kadına başka biri olmaz. Hissettiği gibi davranır, düşündüğü gibi konuşur, inandığı gibi yaşar. Korkularını, kaygılarını açıkça ifade eder. Bunları zayıflık olarak görmez, paylaşır. Korkuları ve kaygılarıyla yaşamaz, onlarla mücadele eder.

Aksiyon: -Erkeğin başlıca savunma mekanizmaları deyince aklınıza neler geliyor? Peki bunlarla kadınlar nasıl başa çıkabilir?

Araba tutkusu, spor, kahve toplantıları, iş düşkünlüğü, başka kadınların ilgisi, cinsellik, uyuşturucu, siyaset, öfke davranışları vs. Kadının bunları eleştirmesi, engellemeye çalışması erkeği öfkelendirir, kadından uzaklaştırır. Kadın erkeğin bu davranışlara neden ihtiyaç hissettiğini, hangi eksiğini onlarla kapatmaya çalıştığını anlarsa, kendi tutumlarını da buna göre biçimlendirebilir.

Aksiyon: -Kadının erkeği algılamada yaşadığı handikaplar, sorunlar nelerdir? Bunların telafisi mümkün müdür?

Kadının en büyük handikabı, kültürümüzün erkeklerin beklentisiyle ilgili söylediklerini doğru kabul etmektir. Bu beklentileri karşılasa da kadın, erkeğin sorunu çözülmez. Sorun çok daha derindedir. “Erkek cinsellik ister”, “erkek kadın itiraz etmesin ister”, “erkek ne söylüyorsa kadın onu yapsın ister”, “erkek kadın bir adım geriden gelsin ister” vs. Kadın bunları yapsa da erkek mutlu olmaz. Sorun çıkartmaz belki ama mutlu olmaz. Çünkü gerçekte ne istediğini kendisi de tam olarak bilmemektedir. Bu nedenle erkeklerle ilgili oluşmuş bu peşin yargılardan kadınların kendilerini bir an önce kurtarması ve erkek cinsini anlamak için farklı yollar bulması gerekir.

Aksiyon: -"Yuvayı dişi kuş yapar" der Türkler. Peki bu söz sizce doğru mudur?

Bir evliliğin sağlıklı şekilde ilerlemesi için erkeğin hiçbir yükümlülüğü yok mudur? Ya da hangi sorumluluklar erkeğe aittir? Bu sorunlu bir algıdır. İlişkilerimizdeki hastalıklarımızın önemli noktalarından biridir. Kadını ilişkide edilgen yapan, erkeği bencilleştiren, erkek hegemonyasının sürdüğü bir ilişki biçimini doğurur. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü, kadına, “sesini çıkarma, verilenle yetin ve erkeğin iktidarını kabul et ve evliliğini sürdür” demektedir. Evlilikle ilgili tüm sorumluluğu kadının üstüne yükler bu deyimlerle. Bu erkek egemen bir düşüncedir. Erkek iktidarını oluşturduğu böyle bir ilişkide de mutlu olmaz, içindeki arayış bitmez. Onun farkında olmadığı ama aradığı; gerisinden gelen değil, yanında yürüyen, yetişkin bir kadındır.

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com