Get Adobe Flash player
Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

..::Misafir Sayımız::..

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün640
mod_vvisit_counterŞimdiye kadar254041

Nis 19, 2014
KİTAPLARIM Yayınlanmış Kitaplarım Erkek Psikolojisi

Erkek Psikolojisi

 

 

İÇİNDEKİLER

ERKEK OLMAK, TANRI OLMAYI İSTEMEKTİR!

Kitap Üzerine

 

 

 

 

İLİŞKİDE ERKEK

  • Erkek Anlaşılmak İstemiyor
  • Erkek İlişkiden Ne Bekler?
  • Erkek Hissetmez, İster!      
  • Kadın Erkeği Anlamak Konusunda Hevessiz
  • Değer Vermenin Bedeli
  • Erkeğin Paylaştığı Duygular
  • Anlamak, Karşılığı Olan Bir Davranıştır
  • Sevgi Hassasiyet İster
  • Erkek Kendisini Açmaz
  • Erkek, Kadının Sevgisine Muhtaçtır
  • Erkek Öfkelenir
  • Öfkeden Güç Almak…
  • Öfke, Aileye Bağımlı Kılar…
  • Erkek, Kadını Her Şeyi Olsun İster
  • İlişki Eşitlendiğinde…
  • Zayıf Görünme Endişesi
  • İsteme Davranışıyla Bağlanma
  • Güven Duyarak Bağlanma
  • Kadın Erkeği Kendi Gibi Sanıyor
  •  “Eşim Çok Pısırık…”
  • “Şimdi Bunun Ne Acelesi Vardı?”
  • Bekar Erkek Kendisine Güvenir
  • Kadın, Evdeki Çocuklardan Biri
  • Anne Başka Bir Adamın Karısı
  • Herkes Kendi Çocukluğunda

 
DIŞARIDAKİ ERKEK

  • Dışarıdaki Erkek, Evdeki Erkek?
  • Evde Duygusuz Adam…
  • Toplum Erkeği Bastırıyor
  • Asıl Aldatma, Asıl Aldanma…
  • Olmak İstenilen ve Olmak Zorunda Kalınan
  • Kıskançlık…
  • Erkek Aldatabilir

 
ADAM OLMAK

  • Her Erkek Adam Değildir!
  • “Adam mısın sen?”
  • Adam Olmak Demek
  • Adam Olamamış Erkek
  • Adam Olamamak, Erkek İçin Eksikliktir
  • Erkek Adam Ağlamaz!
  • Baba Olmak

 
ERKEK VE ANNESİ

  • Anne ve Güven Duygusu
  • Yaş İlerledikçe…
  • Özdeşim…
  • Babaya Karşı Koruma…
  • Erkeğin Mutsuzluğunun Nedeni…

 
AİLEDEN KOPMAK

  • Anneden Kopamayan Erkek…
  • Kendine Güvenen Erkek
  • Kendine Güvenmek Demek?
  • Kendine Güvenmenin Göstergeleri…
  • Kendine Güveni Ne Engelliyor?
  • Kendine Güven ve Duygu Transferi
  • Kendine Güven Sorunu, Erkeğin Sorunudur
  • Korumacı Anneler…
  • Ailenin Yetiştirme Tarzı
  • Davranışlarda Duygu Transferi
  • İlişkileri Karıştıran Erkek…
  • “Oğlumu Benden Koparmaya Çalışıyor.”
  • “Kocam Anasının Kuzusu”
  • Arada Kalmak…
  • Arada Kalan Erkek Ne Yapar?
  • “Beni Sevmiş Olsa…”
  • İlişkilerin Savaş Arenasına Dönmesi

 
BABAYI AŞMAK

  • Erkeğin Vermesi Gereken Sınav
  • Anne, Baba ve Erkek Çocuk…
  • Baba ve Erkek Çocuk…
  • Evden Ayrılamayan Erkek
  • Babasına Tutsak Erkek
  • Erkeğin Gerçek Kimliği
  • Anneye Bağlı Erkek
  • Babayla Özdeşim Kuran Erkek
  • Anneden, Babadan Kopabilen Erkek
  • Erkeğin Baba ile Rekabeti
  • Zihindeki Baba İmajı

 
ERKEK ve CİNSELLİK

  • Erkek Cinselliği Abartılmıştır
  • Erkek Gücüne Tapınma…
  • Erkek Olmak …
  • Erkeğin Cinsellikteki Bencilliği…
  • Cinsellik Erkekliğin İspatı
  • Mastürbasyon
  • İktidarsızlık
  • Erken Boşal-ma!
  • Cinsel Sapıklık Erkeğe Mahsustur
  • Erkek Cinselliği Yaşamıyor
  • Erkeğin Cinsellikteki Asıl Bencilliği
  • Erkek Duygularını Paylaşmayınca…
  • Konuşamamanın Bedeli…
  • Çarpışma…
  • Kadını Kullanan Erkek
  • Erkekte Cinsel Sapma
  • Kadın Rol Yapar

 
ERKEĞİN SAVUNMA MEKANİZMALARI

  • Erkek Suç İşler
  • Şans Oyunları
  • Kumar…
  • Psikopat Tipler…
  • Erkeğin Korkuları…
  • Erkek Sohbetleri…
  • Kılıbık Erkek…

 
BAĞIMLILIK ERKEĞE ÖZGÜDÜR

  • Sigara İçmek
  • Yasaklar Yetişkinlerin  Tekelinde
  • Sigara Erkeksidir…
  • Erke Neden Kendisini Uyuşturur?

 
TÜRK KADINININ ERKEK ALGISI

  • Kadının Gözünde Erkek…
  • Baba Algısı
  • Sapık Algısı…
  • Ağabey Algısı
  • Son Söz…

 

 
ERKEK OLMAK,
TANRI OLMAYI İSTEMEKTİR!

 

Erkek olmak,
Ne yaşadığını, nasıl yaşadığını anlamaya çalıştığında tuhaf bir şeydir.
Gariptir çoğu zaman…
İçinde dinmez bir acı, anlaşılmaz bir savrukluktur…
Bir gemidir ve onu barındıracak hiçbir liman yoktur…
Kimi küçük gelir koy’ların kimi büyük…
Hiçbir yere demirleyemez...
Arayış içinde olduğu söylenir hep.
Ama, “neyi” aradığını ne kendi bilir, ne de aradığını söyleyenler.
Erkek olmak,
Ulu dağların buz tutmuş karlı tepelerinde keskin ve soğuk fırtınadır.
Çağlayan nehirdir bazen.
Nehirde o’nu aramaktır, elindeki kılıcı almanın ihtirasıdır.  
Namlunun ucunda mermi olmaktır.
Hedefi on ikiden vurma heveslisidir, lakin bilmez ki hedef kendisidir…
Erkek olmak,
Ölüme gitmektir, sevgiliye gider gibi.
Hırs denizinde yelken açmak, kahır kuyusunda boğulmaktır.
Bazen yalnızlık…
Bazen gösterilmemesi gereken güçsüzlük…
Bazen saramadığı yaralar için çaresizlik…
Hiçbir zaman tamamlanamayacağını hissedip, eksiklik içinde boğulmaktır.
Erkek olmak,
Doğuştan gelen parçalanmışlığı birleştirmeye çalışmaktır.
Yitirdiği, yitirmek zorunda kaldığı anneyi aramaktır tüm kadınlarda.
Erkek olmak,
Güçlü olmak zorunda kalmaktır.
Güçlü olmaktır.
Güçlü olandır.
Kaostur.
Dinmeyen fırtına,
Bitmeyen yağmur,
Yüzü kesen soğuktur…
Erkek olmak,
Savaşmaktır oyun oynar gibi.
İktidardır!
Erkek olmak,
Müşrikliktir!
Tüm “ahit”lerde müşriklik, onda sıfatlaşır.
Erkek olmak,
Kadının Tanrılığına soyunmaktır.
Erkek olmak,
Bir kadının, hiçbir erkeği istemeyecek kadar kendine tapmasını istemektir,
Erkek olmak,
Tanrı olmaya özenmektir,
Erkek olmak,
Tanrı olmayı istemektir!
Kadın istemez,
Bilir ki, erkeğin Tanrısıdır!
 

Kitap Üzerine
Erkek psikolojisi üzerine yayınlanmış kitap, makale ya da yayın yok. Olanlarsa yeterlilik hissi vermiyor. Erkeğin ne hissettiği ne düşündüğü üzerine yazılan yazıların erkeği ne kadar anlattığı da tartışılır. Erkeğe dair yazılıp çizilen; istekleri, hayalleri, kavgaları, yaptıkları, yaşattıkları, ürettiklerinin üzerinedir… Erkeğin yapıp ettiklerine dair çok şey yazılıp anlatılsa da duyguları konusunda aynı çokluktan bahsedilemez.
Erkeğin duyguları aslında pek bilinmiyor. Kadının, erkeğin, konuyla ilgili birçok uzmanın erkeğin psikolojisi konusunda yeterli bilgiye sahip olduğu söylenebilir mi?
Erkeğin duygusal alanın bilinmemesinin en önemli sebebi, erkeğin duygularının dışarıdan görülmemesi ve duygularını ifade etmemesidir. İlişkiyle ilgili isteklerini dile getiren, isteklerini bir şekilde karşılatan ve başat karakter olan biri için duygularının bilinmediğini söylemek pek anlaşılmayabilir.
Kadın erkek ilişkilerinin karakteristik yapısı erkeğin isteyen kadının istenen konuma sahip olması erkeğin duygularını açık şekilde ifade etmesine engel oluyor.
Kadın, istenen bir kadın olmak konusundaki içsel beklentisi nedeniyle, erkeğin de duygularının olduğunu fark edemiyor. Bu duruma erkeğin ilişkiye yaklaşma biçimi de eklenince durum daha da zorlaşıyor.
Burası ilginç bir noktadır. Erkek ve kadın, el birliği ile erkeğin duygularını derinlere bastırıyor. Erkeğin duyguları değil, istekleridir görünen. Erkek de isteklerini duyguları zannediyor. Kadını arzulamayı, kendisini çok sevmesini, bağlanmasını istemeyi “duygu” zannediyor.
İstek, iç güdüsel bir eylem olarak ortaya çıkar. Kadın erkek ilişkilerinde, karşı tarafa geliştirilmiş bir duygu olarak yorumlanamaz. Buradan bakılınca, erkeğin duygu zannettiği pek çok şeyin, istemeden ibaret olduğu ve takıntılı bir eylem olduğu yorumuna ulaşılabilir. Bu durum ilişkilerde kadının, erkeğin duygularına değil de isteklerine göre davranmasına neden olur. Beraberinde içinden çıkılmaz bir sorunu, çözülemeyen bir bulmacayı getirir. İstekleri karşılanan erkek, kadını değersizleştirip kenara bırakır.
Kadın böyle olabileceğini içten içe hisseder. Annesinden, çevresindeki evliliklerden benzer durumlar için geliştirilen davranışları modeller. Neden böyle olduğunu sormak yerine, erkeğe karşı güvensizlik geliştirir ve bu güvensizliğin izalesi için erkeğin daha çok istemesini bekler… Kendince bulduğu çaredir bu.
İstekleri karşılanan erkek için, ilişkinin hiçbir ehemmiyeti kalmaz. Çünkü erkek için kadının duygularının, kendi istekleri karşılanıncaya kadar önemi vardır. Bu noktada, kadın tarafından geliştirilen eleştiriler büyük haklılık içerir. Erkeğin duyguları yoktur. Erkek sevmeyi bilmez. Erkek kadına değer vermeyi bilmez…
Bu kitapta erkeğin iç dünyasında neler olup bittiğini, duygularında neler yaşandığını aktarmaya çalıştık. Eleştirel tarz zaman zaman rahatsız edici olsa da amaç; erkeğin ilişkilerde nasıl birisi olduğunu, sorunlu davranışları nasıl ve nerelerde gösterdiğini, ilişkilerini daha mutlu nasıl yaşayacağını göstermeye çalışmaktır. Bu yorumlar, kadının da erkekle ilgili farkındalığını artıracaktır.
 
 
 
İLİŞKİDE ERKEK

Erkek Anlaşılmak İstemiyor
Kadın ne ister sorusu, erkeğin hayatındaki en önemli sorulardan birisi olmuştur her zaman. Bu yoğun anlama gayretinin nedeni; gerçekten sevdikleri, değer verdiği için mi yoksa, en kolay nasıl elde edebilirim hesaplarından dolayı mıdır bilinmez.
Bizi ilgilendiren asıl soru ise “Erkeğin ne istediğini anlamakla neden ilgilenilmediği?”
Erkeğin ne istediği zaten ortada, bu konu aşikâr bir şekilde duruyor, bunun için çaba harcamaya gerek yok mu?
Çabalamaya değecek kadar gizli, kapalı bir konu değil mi erkeğin ne istediği?
Erkeğin ne istediği ya da bir ilişkiden ne beklediği ile ilgili soruların cevabının bir alıcısının olmamasını, kadının erkeğin duygularını önemsememesine ve bencil olmasına bağlamak doğru mu?
Erkek ne ister sorusunun alıcısının olmaması, aynı zamanda erkeğin de böyle bir talebinin olmadığını, kendisinin anlaşılmasıyla ilgili bir talebinin olmadığını göstermez mi? Öyle bir talebi olmuş olsaydı, kadın da bunu öğrenmek konusunda istekli bir eylem içine girmez miydi?
Erkeğin bir ilişkiden ne beklediği konusunun sorun olarak tartışmadan uzak tutulması, bu konuda az sayıda yayının çıkartılmış olması irdelenmesi gereken bir husus olarak karşımızda duruyor. Ancak, yayınların azlığı konusundaki nedenin, kadının anlamaya yanaşmamasından ve bencilliğinden kaynaklanan bir talepsizlik durumu olduğunu söylemek doğru değil. Eğer erkeğin anlaşılmak konusunda bir talebi olsaydı, mutlaka bu konuda bir hassasiyet oluşurdu.
 
Erkek İlişkiden Ne Bekler?
Kadın ve erkeğin bir ilişkiden en çok beklediği şey; karşı cins olarak değer görmek, yalnız kalmamak, anlaşılmak, zayıf, güçsüz yönlerini paylaşmak, kendine güven duygusunun azaldığı zamanlarda güçlü, korunaklı hissettirecek biriyle hayatını paylaşmaktır.
Ancak her nedense, ilişkilerle ilgili oluşmuş genel algıda “kadının anlaşılmadığı, yeterince algılanamadığı”yla bir kanı söz konusu. Kadının, erkeğin kendisini anlamadığı, ne istediğini bilmediği kadın tarafından genel bir söylem olarak gündeme getirilirken, erkeğin konuyla ilgili tavrı “pasif kabul” davranışı oluyor. Açık açık “Evet, biz kadını anlamıyoruz.” demiyor erkek. Ancak “Kadın ne ister?” konulu kitaplara olan eğilim ve erkeğin bu konudaki talebi, ilişkiler anlamında böyle genel bir yargının oluşmasına neden olmuştur. Erkeğin ne istediği ya da anlaşılıp anlaşılmadığıyla ilgili durum, hem “belirsiz” hem de “gereksiz” bir nokta olmuştur. Ayrıca erkeğin ilişkideki önceliklerinin bu olmadığının da bir göstergesi olmuştur.
Bu konuda şikâyetin olmayışından yola çıkarak; kadın erkeğin ne istediğini biliyor ve buna göre davranıyor ya da erkeğin duyguları konusunda çok açıklar denilebilir, fakat durum böyle değil.
 
Erkek Hissetmez, İster!
Erkek ilişki içinde duygularını belli etmez. Böyle olunca da kadın tarafından duygusuzlukla yaftalanır. Erkeğin “duyguları” değil, “istekleri” vardır ve bunlar da bellidir.  En başta gelen isteği de “cinselliktir”. Bu yüzden kadın cinsel ilişki istemese de bir görev olarak yerine getirir. Cinsel açıdan doyurulmuş bir erkeğin tüm ihtiyaçları karşılanmıştır. Böyle sanılır…
Kadının erkekle ilgili yorumlarına genel olarak baktığınızda, erkeğin bir ilişkiden ne beklediğiyle ilgili çok peşin yargılara sahip olduğunu görürsünüz. Ve psikolojik çalışmalardan yola çıkarak, asıl anlaşılmayan tarafın erkek olduğunu söylemek abartılı bir yargı olmaz. Ancak, hislerini değil de isteklerini önceleyen, bunları dillendiren erkek, kadın tarafından da sadece istekleri olan varlık olarak algılanır.  
İlişkide, kadın erkekten daha fazla anlaşılmaktadır. Erkeğin kadını anlamaya dönük çabası vardır en azından. Çünkü kadının anlaşılmakla ilgili bir talebi vardır. Ve bundan daha doğal bir beklenti olamaz. Asıl doğal olmayan erkeğin tavrıdır. Kadın erkeği tanımadığını, ancak erkek kendisini anlatmaya başladığında fark eder.
 
Kadının erkeği tanımaması, onun ilişkiden ne beklediği, ne istediği ile ilgili bir soruyu bile sordurtmaz, kaldı ki cevabını bilsin. Yani durum o kadar derin ve tuhaf bir hal almıştır ki, erkek aslında kadına kapalı kalmıştır. Bu nedenle erkekle ilgili olarak hemen her şeyi yanlış yapar, yanlış algılar. Bilmediği bir denizde pusulasız seyahat eden gemi gibi hisseder kendisini.
 
Kadın Erkeği Anlamak Konusunda Hevessiz
Kadının, erkeği anlamak konusundaki hevessiz görünen tavrının iki önemli nedeni vardır. Birisi bir erkeğin ilişkiden ne beklediği ile ilgi genelleşmiş toplumsal algı, diğeri ise ilişkinin seyri.
İlişkinin başından itibaren erkeğin, kadının ne istediği, ne hissettiği konusundaki aşırı hassasiyeti, kadının ilişkide; duyguları olan, hisseden, gözetilmesi, anlaşılması gereken tarafın kadın olduğu ile ilgili bir zannının oluşmasına neden olur.
İlişki içinde hiç kimse durduk yerde karşı tarafı anlamaya çalışmaya, onun ne istediği üzerine kafa yormaya çalışmaz. Çünkü ilişki içindeyseniz, karşı tarafı anlamaya çalışmanın anlayan tarafa bir yükümlülüğü olduğunu hissedersiniz. Erkeğin, ilişki dışındaki sorunlarını dinleyip geçmek mümkünken, ilişkinin kendisine ait sorunlarına, paylaşımlara aynı tepki verilemez. Böyle bir tavır, karşı tarafa kendisini önemsiz hissettirir.
Örneğin eşinin, içinde bulunmasından rahatsız olduğu erkek gruplarından uzak durmasını isteyen kocayı, kadın sadece dinleyip geçemez. Onun söylediğini yapmak değilse de onun hassasiyetini önemsediğini hissettirmelidir. Eğer konu, kendisini için çok elzem bir mesele ise bunun için eşini ikna etmelidir. Onu ikna edecek bir zaruret öne sürmeden ilişkilerini devam ettirmesi, tamamen kesmek olmasa da onun anlaşıldığını hissettirecek bir tavrın geliştirilmemesi, aynı rahatlıkta ilişkilerin devam ettirilmesi durumunda kocanın hissedeceği duygu; kendi hassasiyetlerinin önemsenmediği, kendisinin ilişkide değer görmediğidir.
İlişki içinde karşı tarafı anlamak demek, karşı tarafın rahatsızlıklarına karşı duyarsız kalmamak demektir. Bu nedenle de karşı tarafı anlamaya ne kadar çabalasak da sonuçta bizden bir şeyler yapmamız beklendiğinde anlamaya karşı sağırlaşırız. Bu bilerek, isteyerek yaptığımız bir davranış değildir. Kendimizi karşı tarafa karşı korumak için geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır sadece.
Yukarıdaki örnekten devam edersek, bayanın kocasını anlaması demek, kendi davranışlarına sınır getirmesi olarak ortaya çıkacaktır. Belki de tamamen ilişkisini bitirmesi gerekecektir. Böyle bir durumsa, kadının erkeğe karşı zayıflamasına neden olacaktır. Arkadaş grubu içinde kendini önemli hissetmektedir. Kendine olan güven duygusunu yükselttiği yerlerden birisidir o ilişkiler. Ayrıca oradaki erkeklerin kendisini önemsemesini, bazı erkeklerin kendisinden hoşlandığını hissetmesi, bir ilişki olmasa da kendine güven kattığı bir alan olmasını sağlar. Ve bu alanı kendine duyduğu güven duygusu için kazanç olarak elinde tutar, tutmak isteyecektir. Kocasını anlamak, onun  ilişkilerini sınırlaması anlamına gelecek, sınırlanmış ilişkiler onun kendine güvenini azaltacak ve bu azalmış kendine güven duygusu eşine karşı onu güçsüz yapacaktır. O zaman alttan almak zorunda kalacak, hissettiği şekilde davranamayacaktır.
Burada da görüldüğü gibi anlama eylemi çoğu zaman bizi korkularımızla ve kaygılarımızla baş başa bırakan bir eylemdir. Bu nedenle anlamak konusunda çok hevesli olmayız sorun bizi ilgilendirmiyorsa. Bu noktada kendini ifade etmek, anlamak konusunda asıl görev sorunu yaşayana düşmektedir. Görev duygusal sorunu yaşayana düşmektedir.
Erkek kadını elde etme, ona sahip olma, kendini ona sevdirme, aşık etme, kendine bağlama tutkuları yüzünden kendi duygularını açmaz. Kendisini anlatmaz. Anlattığında karşı tarafın ilişkiden çekip gitmesinden korkar. Karşı taraf kendisine bağlansın diye hissetmediği halde çok sevmiş gibi görünür ve kendini de karşı tarafı da buna inandırmaya çalışır, kaybetme korkusu yüzünden rahatsızlıklarını söylemez, göstermez.
Ancak gösterilmeyen tüm bu sorunlar, rahatsızlıklar sonsuza kadar erkeğin kalbinde kalmaz. Kadın ilişkiye kendini bıraktığında, bağlandığında ya da evlendiklerinde erkek gerçek duygularını ortaya koyar. Evlilik erkek için, kadının istediği şekilde hareket edemeyeceği bir hapishanedir. Ve bu hapishanenin müdürü, gardiyanı, hizmetlisi her şeyi erkektir. Kadının toplumsal, ailevi, kişisel korkuları yüzünden bu hapishaneden çıkamayacağını bilir. Artık erkeğin kaybetme korkusu yüzünden, karşı tarafa duyduğu yoğun ihtiyaç yüzünden kendini saklamasına, olduğundan romantik görünmesine gerek kalmamıştır. Sevildiğinde kendisini güvende hisseder erkek, tıpkı anneyle kurduğu ilişkide olduğu gibi. Kadının da sevgisini almış, onu kendine bağlamış, eve, kendi hapishanesine hapsetmiştir.
Kadının bağlandığını hissettiği anda erkeğin önceden farklı olması, kadına aldatılmışlık, kandırılmışlık duygusunu yaşayacak kadar bile rahat alan bırakmaz. Kendisini sevdiğini zannettiği koca, aslında kaybetme korkusundan dolayı, kendisine bağlayıp aşık etmek istediği için çok romantik biri olmuştur. Bu büyük bir hayal kırıklığı, büyük bir yıkımdır.
 
Değer Vermenin Bedeli
Erkek, “Seni sevmekten başka ne yaptım ki? Ne yani seni o zaman çok sevdik de suç mu oldu?” gibi sözlerle kendisini savunmaya çalışır. Kendisini olduğundan farklı göstererek, karşı tarafın hayatını mahvettiklerinin farkında değildir. Karşı tarafın bir hayatının, duygularının, korkularının, kaygılarının olduğunun farkında değildir. Her şeyden öte bir insan olduğunun farkında değildir. O ne yapmıştır ki! Sadece sevmiştir. Ona iyi davranmıştır. Ona hediyeler almış, kendini özel, değerli hissettirmiştir. Biricik hissetmesini sağlamıştır. Ona onu her zaman seveceğini, kendisinin yanında her zaman güvende hissedeceğini hissettirmiştir.
Bunun için bir insan suçlanabilir mi! Bunun için yargılanabilir mi! Kötü davranmış olsa, ona zarar vermiş olsa, onu anlamamış olsa, aldatmış olsa suçlanabilir ancak iyi davranışlarından dolayı suçlanabilir mi insan!
Erkek biriyle ilişki kurmanın sorumluluk isteyen bir durum olduğunu unutur. Birine kendini özel hissettirmek, kendini sevdirmek, onu sevmek sadece davranışlarda bulunan  kişiyi ilgilendiren bir durum değildir. Gösterdiğiniz davranışlarla karşı tarafa bir algı veriyorsunuz. Kendinizi tanıtıyorsunuz. Karşı taraf tanıttığınız kişilikle ilişki kuruyor. O kişilik üzerine davranışlar, duygular, umutlar, heyecanlar geliştiriyor. Eğer siz olduğunuzdan farklı görünüyorsunuz, karşı tarafı aldatıyorsunuz demektir. Ve bu aldatma lokal, dar bir alan, tek bir olayla ilgili değil, karşı tarafın kurduğu tüm ilişki biçimini sarsacak bir aldatmadır. Siz gösterdiğiniz kişi değilsinizdir. Gerçek yüzünün ortaya çıkması tabirinin göstergesidir bu durum. Gerçek yüz! Kadının evlendiğinde çoğu zaman hissettiği duygu tam da budur.
Erkek sadece iyi davrandığını ve bunun için bir insanın suçlanacağını düşünmeseler de durum öyle değil. İyi ya da kötü fark etmez, her ilişki sorumluluk alanı oluşturur. Davranışlarınızla ilgili her anlamda yükümlüsünüzdür. Ona iyi davranarak kendinize bağlamış, bağlanmasını sağlamışsınızdır. Birine güven vermek, kötü bir şey değildir hatta iyi bir davranıştır. Birine güven vermek o ilişkiyi önemsediğiniz anlamına gelir.  Ona hem güven vermek hem  de bunun önemli bir davranış olmadığını söyleyerek o davranışın sorumluluklarını yerine getirmemek, bencilce bir davranıştır. Değer verirken birden ve nedensiz bir geri dönüş, verilen değerin sorumluluğunun üstlenilmediğini gösterir. Aynı zamanda verilen değerin gerçek bir değer olmadığını da gösterir.
Nedensiz, açıklamasız ve anlamsız bir davranış değişimi bencilliktir. Karşı tarafın hayatını, duygularını önemsememek, sadece kendini düşünmektir.
Erkek kendisinin değiştiği yolundaki eleştirileri, böyle bir şeyin olmadığını ya da bu değişimin nedeninin kadın olduğunu söyler çoğu zaman. Ona değiştiği yolundaki eleştiriler saçma gelir. Ancak gerçek tam da kadının söylediği gibidir. Erkek değişmiştir. Örneğin annesiyle onun arasında kaldığında annesinin yanında yer almıştır. Ya da günlük olaylar içinde eşinin değil de kendisinin yanında olmuştur. “Ne var bunda!” denilebilir elbette. “O benim annem, diğer yerlerde de ben kendimi önemsemişim, neresi kötü bunun…” kötü bir tarafı yok elbette. Kötü olan tarafı, ilişkinin bir önceki döneminde karşı tarafa verilen algıyla çelişmesidir. Ona çok değer verildiğini hissettiren davranışlarda, kadına, en öncelikle olanın hep o olduğu, her zaman böyle olacağı hissettirilmiştir. Erkek için her şeyden daha önemlidir kadın. Bu his verilmiştir kadına. Ancak şimdi değişmiştir durum. Kadından önce olan şeyler ortaya çıkmıştır, kendisi, annesi, arkadaşları, iş, siyaseti, kahvesi, maçları gibi… İşte değişimin başladığı ve kadının dona kaldığı yer burasıdır. Daha önce kadına dünyayı yakacak kadar önemsediğini hissettiren erkek, evlendiğinde kadının duygularını en arka sıraya koymuştur, bu değişim değil de nedir kadın için?
Bu değişim bir değişimi mi yoksa bir aldatmaca mı? Yoksa erkeğin kendisinin de kendisini inandırdığı bir oyun mu?  
 
Erkeğin Paylaştığı Duygular

Erkek kadınla ilgili iyi duygularını paylaşır. Yani ilişkiyi krize sokmayacak, karşı tarafın tavır almasını gerektirmeyecek duyguları. Ayrıca karşı tarafı ilişkiye bağlayacak, ona güven verecek duygularını. Bazıları sorunlarından bahsetse de genelde ilişki içinde yaşadıkları sorunları paylaşmazlar.
Yaşadığı sorunu açtığında, ona yeni sorun getireceği ve tepki görüp istenmeyeceği ile ilgili korkusu, kendisini ifade etmesini engeller. Onu kaybetmeyi göze alamaz, çünkü ihtiyacı vardır. Bu yüzden de kendini paylaşmaktan çekinir.
Erkek kadının kendisini rahatsız eden davranışlarını dile getirmez çoğu zaman. Çok konuşmasından, onu dinlemediğinden, onun hassasiyetlerini önemsemediğinden, ona iltifat etmediğinden, onu kıskanmadığından dolayı kendi eksik hissettiğini, değersiz hissettiğini, yetersiz hissettiğini, kendine olan güvenin kadının tavırları karşısında sürekli gerilediğini paylaşmaz.
Mesela kadın belki çok güzeldir, ancak duygusal olarak hiç de derinliği olmayan birisidir. Erkek kendini anlatmaya çalışırken hafif saf bir edayla dinliyordur, erkek kendisinin anlaşıldığını hissetmiyordur, ancak bunu sevgilisine söylemez. Aksine onun olumlu yönlerini öne çıkartıp iltifatlar eder. Olumsuz özelliklerine karşı kendini kapatır ve bu duygularla karşılaştığında, kendi içinde saklamak için her zaman bir sürü mazeret bulur. Onun kendisine değer vermediğini, duygularının aslında başka yerlerde olduğunu hissediyordur. Ancak bunları söylerse onun tarafından terslenmekten, anlaşılmamaktan, suçlanmaktan, “Madem öyle neden benimlesin?” tarzında restleşmelerin yaşanmasından korkar ve bu yüzden kendini açmaz.
Gerek onun kendisine olan davranışları, gerekse bizzat kendi kişilik ve fiziksel özelliklerinden dolayı, onu rahatsız eden şeyleri paylaşmaz.
Kadın, ilişkinin başlangıç kısmındaki bu geride durma davranışını terk edip tamamen ilişkinin içine dâhil olduğunda duygularını paylaşır. Bu durumun süresi ilişkinin yapısına göre değişir. İlişkinin başlangıç süreci çok uzun da sürebilir. Yıllarca hatta bir evlilik boyunca da devam edebilir. Kaybetme korkusu yüzünden ya da sevilme arzusu yüzünden ilişki içinde olduğundan farklı görünmek ve bu korkuları paylaşmamak bencillik olarak görülmez erkek tarafından. İlk bakışta da böyle bir yoruma gitmek zordur. Ancak karşı tarafın yerine kendinizi koyduğunuzda, durum değişir. Her ne sebeple olursa olsun, olduğundan farklı görünmek karşı tarafı aldatmaktır. Bunun gerekçesi kaybetme korkusu dahi olmuş olsa, durum değişmez. Korkularınız sizindir. Size aittir. Sizin yenmeniz gereken şeylerdir. Bu korkuları karşı tarafa yüklemek bencilliktir. Bu davranış, ilişkide bencilliğin sadece açıktan açığa yaşanmadığını da gösterir. İlişkinin içinde kişi ne kadar zayıf durursa dursun duygularını söylemeyerek bencillik yapmıştır. Duygularını açmış olsa belki de kadın ondan soğuyacaktır, onu değil de onun ona olan sevgisini, ilgisini seviyordur. İlgisi ve sevgisi olmasa, belki bu ilişkiyi istemeyecektir. Kendisinin hoşlandığı biriyle olacaktır.   
 
Anlamak, Karşılığı Olan Bir Davranıştır
Kadın, ilişki içinde, zorlanmadan erkek için adım atmayacaktır. Çünkü ilişkinin o anına kadar hep onun duygularına önem verilmiştir. Zoraki yapılan davranışlar, kadın tarafından kocası için yapılmış davranışlar olarak değerlendirilir. Ancak koca bu davranışlarının hiçbirisinden tatmin olmaz. Tıpkı kendisinin ilişkinin flört döneminde ona davrandığı gibi davranılmasını bekler. Yani kendisinin hassasiyet duyduğu meselelere söylenmesine gerek kalmadan eş tarafından önemsenecek ve yerine getirilecektir. Böylece kadının kendisini sevdiğini anlayacaktır.
Ancak erkeğin unuttu nokta, kadın talep etmeden onun her istediğini yerine getirmeye çalışmasının en önemli nedeni sevgisi değil, kadınının onu sevmesini istemesidir. Kaybetme korkusudur. Yani karşı tarafı sevdiği için değil, kendisinin sevilmesini istediği, onu kaybetmekten korktuğu için bu kadar hassastır. Eşiyle evlendiğinde ya da kadın ilişkiye bağlandığında kadından da kendisi gibi davranmasını beklemek yanlıştır.
 
Sevgi Hassasiyet İster
Flört döneminde sevgilisine böyle davranmıştır, seven insan bu şekilde davranır. Ancak erkek, eşinden bu tür incelikleri çoğu zaman göremez. Bunun nedeni, kadının o güne kadar hep “alan taraf” olarak ilişkide olması ve vermeyi bilmemesidir. Bu kadının bencilliği olarak yorumlansa da bu eleştiri durumu tek başına açıklamaz. Burada erkek sevilme arzusuyla ilişkinin diğer yarısını kadına bırakmamıştır.
Görünüşte bunda kötü bir taraf yoktur. Ancak tek tarafın sevmesi, çok önemsemesi, çok düşkün olması ilişkiyi ilişki yapmaz. İlişkiyi tek tarafın üstüne yıkar ve uzun vadede sorunlar çıkart. Erkek en başta bununla övünür. Duygularını yaşamaktansa, ilişkiyi omuzlamayı tercih etmiştir erkek. İşin ilginç yanı ise bunu böbürlenerek anlatması, bu davranışlarını kutsamadır. Edebiyat tarihi bunun örnekleri olan romanlar, öyküler, şiirlerle doludur. Gerçek bir ilişkiyi yaşamaktan korkan erkek, aşık olmayı tercih eder. Kaybetme korkusunu üstlenip, sevilme arzusundan vazgeçip, hissettiği davranmak yerine korkularını bastırıp ilişkiyi tek başına yürütmeyi tercih eder. Karşılığı gelmediğinde de yakınır, karşı tarafı suçlar, yargılar.
Duygularının anlaşılmadığını, kendisinin ona olan düşkünlüğü gibi düşkünlüğün olmadığını hisseden erkek, ciddi duygu kırılmaları yaşar. Yaşanılan ilişkide, sadece kendisinin sevdiğini düşünmeye başlar. Bunları ise konuşamaz. Çünkü duyguları konuşmak zayıflıktır. Bu durumu tartışmalar üzerinden yürütür. Ve erkek eşini değiştiremeyeceğini, ne yaparsa yapsın onun kendini düşünmekten vazgeçmeyeceğini düşününce, içinde kırılma yaşar ve duygusal olarak ilişkiden çekilir. Artık erkeğin kadını anlamak, onun ne istediğini anlamaya çalışmakla ilgili bütün hassasiyeti kaybolmuştur. Onun bu davranışları hak etmediğini düşünmeye başlar.
 
Erkek Kendisini Açmaz
Fırsat mı bulamaz, yoksa zayıf olarak mı görür? Erkeğin ilişki içinde duygularını konuşmamasının birçok sebebi vardır ve bu sebepler, ilişkinin içinde bulunduğu ana, seyrine göre değişir. İlişkinin yapısı, karşı tarafın ilişkiyi algılayışı ve kişilik yapısı, ilişkinin duygusal ve düşünsel derinliği, zamanı gibi birçok etmen belirleyici olur.
İlişkinin başlangıç döneminde erkek, kadının duygularıyla uğraşmaktan, kendisini sevip sevmediğini, ne kadar ilgi duyduğunu, kendisini ona nasıl sevdireceğini, kadını kendisine nasıl bağlayacağını düşünmekten kendisini düşünecek vakit bulamaz. Bu karşı tarafta; kendisine duyulan ilginin ifadesi olarak görülse de böyle değildir. Ancak bir ilişkide değer görmediğiniz halde çok değer veriyorsanız, bu sizin karşı tarafı çok sevdiğinizi göstermez. Bu şekilde yorumlanamaz. Erkeğin, aileden kopma sürecinde yaşadıkları güvensizlik travmasını kadın üzerinde kapatmaya çalışmasından başka bir şey değildir bu tutum. Ancak duyguları savunma mekanizmaları tarafından o kadar çok çevrelenmiştir ki, bunları fark edemez. Duygularını sevgi, aşk olarak değerlendirir. Kadından istediği tek şeyin, kendisini sevmesi olduğunu kabullenmek istemez. Onca hassasiyetin, aslında kadının gözüne girmek olduğunu, verdiği şeylerden sonra kadının kendine güvenip ona bağlanmasını istediğini görmek, kabullenmek istemez. Bu yorumları kabul etmez. Aksine bu yöndeki eleştirileri geri püskürtüp duygularını abartıp kutsar.
 
Erkek, Kadının Sevgisine Muhtaçtır
Erkeğin, kadının kendisini sevmesine neden ihtiyacı vardır? Herkes sevilmek ister. Ancak erkeklerin çoğunluğunda var olan sevilmek konusunda bu kadar takıntılı davranış neden?
Kadının kendisini sevmesini, kendisine bağlanmasını istemesinin altında yatan, erkeğin aileden koparak yaşadığı güvensizliği kapatmaya çalışmasıdır. Aileden kopmaya çalışan erkeğin yaşadığı güven sorunu, karşı cinsin kendisini önemsemesi, sevilir bulması, kendisine bağlanması, ona değer vermesiyle telafi edilmeye çalışılır.
Aileden hem kopup hem de onları hayatında tutmayı beceremeyen erkek, onları kaybetmiş olmanın psikolojisini hayatına aldığı kadınlarla kapatmaya çalışır.
 
Erkek Öfkelenir
İlişkilerde sık kullanılan savunma mekanizmalarından birisidir öfke duygusu. Bir duygu olarak yaşanmaz genelde. Karşı tarafı cezalandırma ya da kendini karşı tarafın taleplerinden, üstüne gelip zarar vermesinden koruma aracı olur.
Bu davranış büyüyen erkek çocuğun, ailenin kendisinin üzerine geleceğini hissettiği sırada kendisini korumak için geliştirdiği savunma mekanizmalarından birisidir. Erkek çocuk, kendi beklentilerini gerçekleştirmek için her adım atışında, annenin ve babanın kendisini koruma adına yaptığı sınırlandırmalarla karşı karşıya kalır. Çocuklarının zarar görmemesi için yapılmış bu sınırlandırmalar, çocuk tarafından duygularının önemsenmemesi olarak algılanır.
Aile tarafından talepleri karşılanmadığında ise çatışma başlar. Aileye öfke duyar. Bu öfke, aileden kendisini uzak hissetmenin, onları kaybediyor olma durumuna karşı içinde yaşadığı korkunun giderildiği yer haline dönüşür. Onu ayakta tutar. Çaresizlik duygusu, zayıflık hissi yaşamasını ve böylece pes etmesini, vazgeçmesini engeller. Yetişkinlerde de benzerleri olmasına rağmen, çocukta her gerginlik anneyi, babayı, aileyi kaybetme korkusuyla, çaresizlik duygusuyla baş başa bırakır. Bu duyguya karşı savunma mekanizması geliştirilemezse, çocuk ayakta kalamaz, aileye yanaşmak, kendinden ödün vermek zorunda kalır.
 
Öfkeden Güç Almak…
Ergen erkek çocukların önemli bir kısmı öfkeden güç alırlar. Onu anlamamışlardır, anlamaya çalışmamışlardır. Onu sınırlandırmaya çalışıyorlardır. Erkek çocuklarının, önceleri anneleriyle yaşadıkları bu gergin hat, daha sonrasında babalarıyla olan ilişkilerinde de ortaya çıkar. Erkek çocuk öfkeden beslenerek anneden daha sonra babadan ve en sonunda da aileden kopar, bu kopuşlarda eksik kalan yönünü ise öfkeye sığınarak giderir. Ayakta kalıp mücadele etmek için öfkeden güç alır. Yaşı ilerledikçe öfke duygusunun yerini ise kadın alır.
Aslında yapması gereken, kendi istekleri için süreci zorlarken onlarla ipleri koparmamaktır. Ancak bu zordur. İlişkiden kopmadan isteklerini yerine getirmeye çalışmak, karşı tarafı ikna etmeye çalışmak, ikna olmuyorsa süreç içinde kalıp durumu zorlamak, gerginliğe alışmak… Bunları yapabilmek oldukça zordur.
Erkek çocuklar böyle durumlarda benzer refleksler gösterir. Aileyle ipleri gerer. Bir karşıtlık alanı oluşturur. Aile, onun çok öfkeli ve kararlı olduğunu görünce üstüne gitmez. Çocuklarına kötü bir şey olmasında korkan aile, “Daha kötü neticelere sebep olmaktansa, bazen taviz vermek iyidir.” diye düşünür.
Tavizlerin verilmesi, sergilediği bu davranışların işe yaradığını gösterir. Ve erkek çocuk, taleplerinin karşılanmadığı her yerde bu davranışları sergilemeye başlar.
 
Öfke, Aileye Bağımlı Kılar…
Öfke davranışı ailenin müdahalelerini uzak tutar. Kimse ondan bir şey istemez olur. Erkek çocuklar, aileyle olan ilişkilerinde duygularını söyleyerek, isteklerinin arkasında durarak, ancak ilişkiden de çekilmeden, öfkeye sığınmadan bu davranışları yürütemediği için, “öz”de kendine güven sorunu yaşar.
Öfke duygusuna sığınmıştır. Asıl sığındığı yer, ailesinin kaybetme korkusudur. Aile onu kaybetmek istemediği için davranışlarına razı olmuştur. Bunu derininde kendisi de bilir. Bu nedenle de ailesine karşı gerçek duygusal tavır geliştirmediği, kendi taleplerinin arkasında durmayı, kendisi olmayı kendisine öğretmediği için, hep bir yanı eksiktir, ailesine bağımlıdır. Kendi taleplerini, kendisi zorlayarak, mücadele ederek değil aileyi korkutarak almıştır.
Onun, öfke dolu, umursamaz, meydan okuyan tavırlarına bakarak, ailenin varlığının ya da yokluğun onun için bir öneminin olmadığı düşünebilir. Çok güçlü ve kendine çok güvendiği düşünülebilir, ancak bu yanıltıcıdır. Ve bu durum, çoğu zaman kadını da yanıltır. Evlilik öncesinde ailesinden bağımsız gibi duran, ailesinden söz açmayan erkeğin, evlendikten sonra birden “ana kuzusu” olmasının arkasında yatan neden de budur.
Kendine güvenen erkek ailesiyle kurduğu ilişkide, taleplerini hayata geçirme, onların isteklerini yerine getirmeme durumunda “öfke”ye sığınmaz. Erkeklerin genelinde meydana gelen bu tavırlar kadınlarla olan ilişkilerine de yansımaktadır.
Erkek çocukların erkek olabilmek, evden ayrılıp kendini bulabilmek için geliştirdiği bu tavrın “gerçek bir öfke duygusu” olmadığını belirtmekte fayda var. Bu bir duygu değil, aileye karşı geliştirilmiş bir davranıştır, kendini onlardan koruma biçimidir. Ancak erkek çocuk, bunu duygu olarak hissedemediği sürece uygulayamaz. Bu nedenle de öfke duygusunu hissetmek için kendini zorlar. Anne babasının kendisine yaptığı haksızlıkları hatırlayarak kendini tahrik etmeye, daha çok öfkelenmeye çalışır.
 
Erkek, Kadını Her Şeyi Olsun İster
Aslında erkek kadından hem annesi, hem babası, hem arkadaşı yani her şeyi olmasını istemektedir. O kendisine ait olduğunda, onu sevdiğinde tüm eksik duyguları kapanacaktır. Sahiplenme duygusunu tam olarak hissetmesi için kadının kendisine tam olarak sevdiğini, bağlandığını hissetmeye çalışır. Bunu hissetmek için de onu kendine bağlamaya çalışır. İçinde o duyguyu yaşamadığı halde, ona çok ilgili ve çok romantik olur. Bu yanılmanın kendisi de farkında değildir. Bir tür oyun gibi meydana gelen bu davranışların bedelini ödemek de çoğu zaman kadına kalır.
Bir kadın tarafından seviliyor olmanın verdiği önemsenme duygusu, ailesinden ayrıldığı için yaşadığı kendine güvensizlik duygusunu ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle, eğer o kadınla birlikte olursa her şeyin iyi olacağını düşünür. Buna inanır. Kadınsa farklı olarak, “gördüğü” erkeği sever. Kendisine o şekilde davranmış olan erkeği sever. O erkekle çok mutlu olacağını düşünür, çünkü evlilik öncesinde de çok mutludur. Seviliyordur, değer görüyordur. Erkekse sevildiği, değer gördüğü için değil, yarın evlendikten sonra, yani ona sahip olduktan sonra her şeyin iyi olacağına, hayatındaki tüm eksiklerin kapanacağına dair içsel beklentilerini sever.
Kadın gerçeği seviyordur, erkekse zihnindekileri. Kadın gerçek bir ilişki yaşarken erkek kendi hayalini yaşamaktadır ve kadın bundan habersizdir. Bunun böyle olduğunu ise ilişkiye tamamen bağlandığında ya da evlendiğinde fark eder ama iş işten çoktan geçmiş olur.
Buradan bakılınca kadının aldatıldığı açıktır. Erkeğin, ailesiyle halledemediği psikolojik eksiklikleri kadının üzerinden kapatmaya çalışması, sadece kendi hayatını değil karşıdaki kişinin hayatını da mahvetmesine yol açar.
Semih’in ilişkisinde yaşadıkları, tam da böyle bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Sevmek ve değer vermenin birbirinden ne kadar farklı şeyler olduğunu da göstermesi açısından önemli.
 
DÜĞÜN GÜNÜ BOŞANAN SEMİH

 

İlişkinin başından sonuna kadar tüm yük Semih’in üzerindeydi. Sekiz yılın ardından nikâh yapılmış ancak düğün sırasında yaşanan  sorunlar sebebi ile ilişki sona ermişti. Semih’e göre Ceren onu terk etmişti. Ceren kendisine ve ailesine, Semih’in ve ailesinin yaptığı haksızlıklara tepki gösterdiğini, ailesini tercih ettiğini söylüyordu.
Semih onunla birlikte olabilmek uğruna pek çok şeye katlanmıştı. Onu ne kadar özel bulduğunu, onu çok sevdiğini göstermeye çalışmıştı. Ancak Ceren hiçbir zaman bu ilişkiyi tam olarak sahiplenmemişti. İlişkideki tüm yükü Semih üzerine aldığı için mi böyleydi, yoksa gerçekten de dışarıdan görüldüğü gibi Semih’in Ceren için bunun dışında başka bir anlamı yok muydu? Ceren Semih’in kendisini değil de aşkını, sevgisini mi sevmişti? Ceren düğün günü bitirmişti ilişkiyi.
Ayrılır ayrılmaz, hemen boşanma davası açmıştı. Bir virüsten kurtulmaya çalışır gibi apar topar bu gayretin anlamı neydi? Madem sevmiyordu, buraya kadar neden getirmişti ilişkiyi? Madem seviyordu, neden bu kadar hoyrat ve bencildi ve bencilce bitirmişti ilişkiyi? Sekiz yılın ardından bu kadar kolay nasıl gidebilirdi?
Sorular… Sorular… Semih soru sorup bunlara cevap bulmaya çalışmaktan yorulup tükenmişti. Ama içi durmuyordu. Cevabı olmayan onca soru beynini külçe gibi yapıp onu çökertiyordu. Hiçbir şeye odaklanamaz olmuştu.
Düğün merasimi ve takılar yüzünden aileler arasında yaşanan çatışma ilişkiyi ayrılık noktasına taşımıştı. Semih hiçbir şey yapamamıştı. Ceren’in kendi ailesine karşı hakaretlerini, Ceren’in ailesinin kendisine ve ailesine yaptığı hakaretleri yutmak ve ailesini bırakıp Ceren’le olmakla ayrılmak arasında kalmıştı. Gerçi Ceren ona böyle bir şans bile tanımamış, ayrılma kararı almıştı.
Elinde, terk edilmenin, ilişkiyi sürdürmek için verdiği tavizlerle ilgili kendini suçlamanın dışında hiç bir şey kalmamıştı. İlişkinin başında beri kaybetme korkusu yaşıyordu ve onu ilişkiye en çok bağlayan şey bu korkuydu. Ancak Ceren’e bunları hiç söylememişti. Semih ilişkinin en başından bu yana Ceren’in kendisini gerçekten sevdiğinden hep şüphe etmiş, Ceren’in kendisine hiç değer vermediğini, Ceren’in ilişkiyle ilgili hiçbir sorumluluk almadığını hissetmiş ancak bunları hiç Ceren’e söylememişti.
Semih bunları söylememişti, çünkü bunları söylerse, Ceren’in “Bitsin o zaman.” deyip kestirip atacağını düşünüyordu. Tam da düşündüğü gibi olmamış mıydı?
Kaybetme korkusu uğruna katlandığı bu süreç, farkında olmadan erkeği içeriden tüketir. Kaybetme korkusundan dolayı kendisine yaptığı şeyin farkında bile değildir erkek. Ve o korkulan şey en nihayetinde gerçekleşir. Erkeğin kadın karşısındaki çaresizliğinin de en açık göstergesidir bu. Erkek, evlenince kadının eskisi gibi hareket edemeyeceğini düşünür. Artık ayrılamaz. Kendisinin ayrılacak kadar cesareti olsa da ailesi istemez. Çevresi baskı yapar. Ayrıldığında erkeklerin kendisine nasıl baktığını görecektir. Bu yüzden ayrılsa da hemen onun kıymetini anlayacak ve onunla birlikte olmak isteyecektir. Evlendiği andan itibaren kural koyan taraf erkek olacaktır. Pek çok erkek evliliğe kadar sabreder. Yani kendi başına mücadele edemediği kadını, toplumun yargılarıyla, dul kalma korkularıyla alt edecektir.
Bu durum erkeğin kadınla mücadele edemeyecek, bir ilişkiyi karşılıklı olarak sürdüremeyecek kadar onlardan zayıf olduğunu gösterir.
Bunlar olurken gözden kaçan, geçen süre içinde erkekte oluşan eksilmiş duygulardır. Bir ilişkide hep veren taraf olmak zaman içinde kendinize güvenin azalmasına neden olur. Evlendiğinizde bunun sona ereceği hayaliyle yaşamaya başlarsınız. Evlendikten sonra da karşı taraftan beklentisini karşılayamayan erkek bencilleşir. Çünkü erkek evlilik öncesi, kadına hep veren yanını göstermiştir. kadın onu öyle tanımıştır. Tanıdığı kişiyi sevmiş ve onunla  evlenmiştir. Ancak evlendikten sonra ortaya başka biri çıkmıştır. Tıpkı o da kendisi gibi çok şey bekliyordur. Bu kadar çok şey yapmayı göze almış olsa, kendisini seven erkekle değil kendisinin aşık olduğu, beğendiği erkekle birlikte olmayı seçerdi. Onu seçmemiş, kendisini seveni tercih etmişti. Ancak o da gerçek değildi. erkeğin evlilik öncesi yüzü kadını aldatmıştır.
Kadın bunları veremez, çünkü şimdiye kadar hiç başka türlüsünü görmemiştir. Erkeği o haliyle tanımış, onu gördüğü gibi birisi olarak algılamıştır. Şimdi ortaya çıkan bu yeni kişilik kendisinin bildiği, gördüğü, sevdiği kişi değildir. Hem davranışları değişmiş hem de duygularını kapatmıştır. İstekleri olmadığında dayatmakta, kapris yapmakta giderek ondan uzaklaşmaktadır. Erkeğin duygularını söylememesi durumu daha da açmaza dönüştürmüştür. Kadın neye uğradığını şaşırmıştır. Aldatıldığını, kandırıldığını hissetmiştir.
Semih’in kendine gelmesi 6 ayı buldu. İlişki sonrasında yaşadığı duygu “üzüntü” değildi. “Eksiklik”, “yetersizlik”, “değersizlik” duyguları yıkıp geçiyordu içini. Kullanılmışlık duygusu içini bir kurt gibi kemiriyordu. Gelmeyişi, öfkesini gittikçe artırıyordu. Bazen doluyor, doluyor sonra telefon açıp ona içini döküyordu. Bir süre sonra artık aramaz oldu. İçinden bir şey yazmak, söylemek, bağırıp, çağırmak gelmiyordu. Anlamsız olduğunu görüyordu. Her çırpınışında onun bencilliğini görmekten, o ruhsuz ifadeyle karşılaşmaktan tiksinir olmuştu. Bu kadını sevmiş olduğuna inanamıyordu.
Öfkesi gün geçtikçe artıyordu. Her gün telefon çaldığında “Acaba o mu?” diye içinden geçirip telefona sarılıyor, ancak o bir türlü aramıyordu. Artık öfkesi kendine de dönmeye başlamıştı. Çevresindeki herkes ondan vazgeçmesi gerektiğini söylüyor, sürekli yakınmaktan, söylenmekten, insanların gözünde bu kadar zayıf birisi olarak görülmekten çok rahatsızlık duyuyordu. Eskisi gibi konuşmuyordu artık.
Erkeğin, ilişkinin sorumluluğunu üstüne aldığı, kadınınsa sonradan sürece dahil olduğu ilişki tipinde bu tablolar kaçınılmaz oluyor. Semih, yaşadığı üzüntü duygusuyla, kaybedilen yılların gidişine duyduğu hüzünle hayatına devam edebilir, ancak kendine güvenini yitirmiş, çevresindeki erkeklerden kendini eksik gören birisi olarak bunu yürütmesi mümkün değil. Sevilme arzusuyla kendinden sekiz yıl boyunca vermiş Semih, ilişkide yaşadığı tüm olumsuzlukları Ceren’e bağlıyordu. Ancak bunda Ceren’in ne kabahati vardı? Her şeyi kendisi yapmış kendisi bu noktaya getirmişti. Şimdi de kullanıldığını düşünüyordu.
 

İlişki Eşitlendiğinde…
İlişki eşitlendiğinde, erkeğin kadın kadar rahat duygusal tepkiler gösterebildiği, daha cesur olduğu dönemde, duygularını açması yine mümkün olmaz. Bu kez erkek, kadın tarafından “güçsüz görülürüm” endişesiyle kendisini kapatır. Daha öncesinde kaybetme korkusu, sevilme tutkusu yüzünden kendini açmayan erkek, şimdi de zayıf düşme korkusuyla kendini açmayacaktır.
Bu dönemden itibaren duygular, ilişkinin içinde bağlı olduğunun anlaşılmaması adına bir savaşa dönüşür. Kıskanmıyormuş gibi görünmek, aynıyla karşılık vermek, ilgilenmeyi kesmek, kadının davranışlarıyla ilgili sınırlar, kurallar koymak, sesi yükselterek yaptırım uygulamaya çalışmak, baş edemediği durumlarda hakaret ya da şiddete başvurmak, tehdit etmek gibi tavırlarla kendini gösteren yeni bir dönemdir bu. Bu dönemde de erkek ilişkiyle ilgili pek çok beklentisini, duygusunu açmaz. Bunun yerine yukarıdaki davranışlara başvurur.
İlk dönemde korkuları tutkuları yüzünden duygularını açmayan, karşı tarafı kaybederim kaygısıyla hareket edip duygularını paylaşmayan erkek bu ikinci dönemde; karşı tarafa bağlı olmadığı, istediği anda gidebileceği duygusunu vermeye çalıştığı için duygularını göstermez. İlişkilerin üçüncü döneminde ise, erkek artık ilişki içine yerleşmiş, hâkimiyetini oluşturmuş ve kaybetme korkusu yaşamıyordur.
Bu dönemde erkeğin duyguları tamamen kapanır ve çıkar için kullanılır. Duygular kadına açılmaz, aksi takdirde ilişki içinde kendisini avantajlı kılan en önemli silahını da kaybetmiş olur. Eşine verdiği değeri, bu kadar hoyrat ve müdanesiz görünmesine rağmen, ilişkiye bağımlı olduğunu, onsuz evdeki çorabını bile bulamayacak, giyemeyecek kadar bağımlı olduğunu ona göstermek istemez. Kaldı ki, zaten bu duyguları da hissetmez. İlişkinin içinde o kadar güçlenmiştir ve o kadar çok ihtiyaçsız hisseder ki kendini, ilişkiye karşı hissettiği bu derin bağlanmanın farkında bile değildir.
Duygularını açmayarak karşı tarafı kendi içinde yorum yapmaya, sürekli sorular sormaya terk eden erkek, kadının hayal kırıklığına böylece ciddi bir yorgunluk duygusunu da eklemiş olur. Kadın hayal kırıklığına uğrasa da ayrılmaktan korktuğu için ilişkisini toparlamaya çalışır, ancak erkeğin bu kapalı haliyle karşı karşıya kalır. Bu durum kadının daha büyük bir çaresizlikle burun buruna bırakır. İşin içinden çıkamadığı zaman hırçınlaşır, ne yapacağını bilemez. Bu defa da erkek tarafından bu davranışları için suçlanır. Kocasını takmamakla, kadın gibi davranmamakla suçlanıp yargılanır. Ancak eşine hissettirdiği şeylerin farkında değildir. Kadın ayrılma ayrılamaz, korkuyordur. Yargılanmaktan, toplum tarafından suçlanmaktan, dul olarak görülmekten, erkekler tarafından taciz edilmekten, ailesi tarafından özgürlüğünün iyice daraltılmasından endişe ediyordur. Bu yüzden ayrılmak yerine ilişkisini toparlamaya çalışıyordur. Ancak erkek ona bu fırsatı da tanımaz. Duygularını açmayan erkekle birlikte belirsizlik içinde yaşamaya mahkum olur.
 
Zayıf Görünme Endişesi
Çocukluk çağlarından beri güçlü olmak zorunda olarak yetiştirilmiş erkeğin ilişkide zayıf durması, onun diğer insanlarca güçsüz bir erkek olarak algılanmasına neden olur ve böylece eşinin ya da sevgilisinin kendisine olan saygısının yitirileceği kaygısını yaşayıp, ilişkiyle ilgili hissettiği duyguları frenler. Göstermez. Onu kaybetme korkusu yaşamayı zayıflık olarak görür ve paylaşmak istemez. Kendi kişiliğiyle ilgili, kendine olan güveni, iş yeriyle ilgili korkularını, babaya ya da anneye olan bağımlılıklarını paylaşmaktan korkarlar.
Dışarıdan bu kadar güçlü görünürken aslında iç dünyasında hayattan, tek başına kalmaktan korkan biri olarak algılanmaktan, öyle olduğunun görülmesinden korkar. Kadın ilişkiye dâhil olurken erkekte onu en çok etkileyen “kendine güvenen” görüntüsünü boşa çıkarmış olacağını düşündüğü için bu duygularını paylaşmaz. Erkeğin kadınla paylaşmaktan en çok çekindiği konular başarısızlık, yetersizlik korkuları ve aileye olan bağımlılığıdır. Bunları paylaşırsa, kadın tarafından eksik görülmekten korkar erkek…
 
İsteme Davranışıyla Bağlanma
Bu noktada, erkeğin bağlanma şekli üzerinde durmakta fayda var. Erkekte çok sık ve açık görünen bir durumdur, bağlılığın ikircikli oluşumu.
Bu ikircikli halin birisi isteme davranışı, diğeri güvenme ve değer görme duygusudur. Erkek ilişki içinde “isteme” tutumuyla varsa, onların ilişkiye olan bağlılıkları tamamen kendisiyle alakalıdır. İstediği onun olduğunda, artık istemeye gerek kalmadığı için bağlılık duygusu da kaybolur.
Bağlılık duygusunun getirdiği karşı tarafı önemseme, onun duygularını anlamaya çalışma, ona özen gösterme, kendini özel hissettirme, değer verme gibi davranışlar, istek duygusu azaldığında kesilir. İsteme davranışıyla ilişkide yer alan erkek istediğine ulaşamadığında; ya zihni o kadında kalarak ilişkiden çekilir ve bir sonraki ilişkiye dair içinde öfke oluşturur ve kadınlardan intikam almaya çalışır ya da savunma mekanizması geliştirerek duygularını kendi içinde yok eder “Değmezmişsin!” der.
Sonuçta bu duygu tamamen kendisiyle alakalıdır, ona karşı olan duygularını devam ettirmek ya da bitirmek kendisinin bileceği bir şeydir. Ona ait duyguları bitirmek istediği halde bitiremiyorsa, bu durum kendi kompleksleriyle alakalıdır. Değer görmediği halde çok istemiş ve elde edememişse, ayrıldıktan sonra da ondan kendisini alamıyorsa, bunun nedeni iç dünyasında saklıdır. Bu durum birçok sebepten kaynaklanabilir. Kendine güven sorunu, aşağılık duygusu, istenilme konusundaki takıntısı gibi.
 
Güven Duyarak Bağlanma
Bağlılık istemeyle -sevilme arzusu- değil de karşı taraftan değer görme, saygı görme, önemsenme davranışları, güven duyguları üzerine oturuyorsa, bu duygu sadece erkekle alakalı bir durum değildir. Gerçekten güven duyduğu, yanında olmaktan, kendini paylaşmaktan korkmadığı, içini açabildiği, anlaşılabildiği bir ilişkiye erkek bağlanır ve bu bağlanma kendisinden kaynaklanmaz.
Erkek, duygularını açarken zorlandığı için herkesle kendisini paylaşamaz. Ve böylesine yakınlık duyduğu bir ilişkiden de istediği zaman çıkamaz. Çıkmış olsa da, ne zaman kendisini huzursuz ve gergin hissetse, kendine güveninde sarsılma yaşasa hep onunla olmak, onunla konuşmak ister, onu arar.
Onun boşluğunu bir başkasıyla doldurmak kolay değildir, dolmaz da. Bu özellikle de erkek için çok zordur. Duygularını açmada zorlandıkları için birine güvenmeleri, bağlanmaları da çok zordur.
 
Kadın Erkeği Kendi Gibi Sanıyor
Kadın, kendisiyle kıyaslayarak anlamaya çalışır eşinin davranışlarını. Erkeğin annesiyle sorun yaşayan kadın, erkeğin annesiyle olan ilişkisini neden devam ettirdiğini sorgular. Annesi onlara onca zarar verirken ve bunu eşi de kabul ederken, neden annesini savunduğunu anlayamaz. Neden onu korumaya çalışmaktadır? Eşinin haklı olduğunu bildiği halde, annesini savunmaya çalışmasının nedeni nedir?
Erkeğin hiçbir savunması ailesine, annesine olan bağımlılığını açıklamaz. Eşine kendini anlatamadığını hissettiğinde, konuyu konuşmaktan kaçar. Kadın ısrar ederse, annesini savunmaya çalışır. Bunun karşısında tepki görürse onu susturmak için üstüne gitmeye, onu bastırmaya çalışır. Kadın erkeğin annesine, babasına olan sevgisinden değil onlara olan bağımlılığından dolayı bu davranışları sergilediği düşünür ve bunları söyler. Ancak bu gerçeğe erkek kendisini zayıf olarak göreceği için karşı çıkar. Bu sözleri kendisine yapılmış hakaret olarak algılar. Eşinin kendisiyle ilgili bu sözler gerçekten de kadının erkekte tespit ettiği durumlardır, ancak kendi eksikliğini anne babasına bağımlılığını derininde bilen erkek, bu sözleri hakaret olarak algılayıp tepki gösterir. Aslında gerçekten de eşinin söylediği gibi annesinin kuzusudur.
 
“Eşim Çok Pısırık…”
Dışarıdan bakıldığında kadın, kendisine daha fazla güvenen, aileyle ilişkisini istediği sıklıkta tutabilen bir kişilik sergilemektedir. Hatta kocası istemezse, bazı kadınlar aileleriyle bile görüşmeyebilir. Kendileri bu kadar cesurken, eşlerinin erkek olduğu halde bu pısırıklığını anlayamaz. Kadının ailesiyle ilişkisinin bozulmasında alacağı riskle erkeğin alacağı risk, üstleneceği sorumluluk birbirinden farklıdır.
Erkek evine bakmak, ailesinin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Erkekliğinin hem cinsleri ve karşı cinsler arasında tescil edildiği yerdir burası. Küçük yaştan itibaren bu kodlarla büyüyen erkek, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak konusunda her zaman derin kaygılara sahiptir. İş hayatında var olmak zorundadır. Para kazanmak, onları yedirip içirmek, giydirmek, çocuklarını okula göndermek, hastalandıklarında sağlıklarıyla ilgilenmek zorundadır. İlişkinin dışarıya ait tüm sorumlulukları erkeğe aittir. Doğal olarak bu yük, erkeğe ağır gelir. Kadına nispeten daha ağır bir yükün altına girmiştir. Ancak bu yükü tamamen kendi üstüne alan yine kendisidir. Kadının bu yönde bir talebi yoktur. Bu aralarında hiç söz konusu edilmemiş bir durumdur.
Kadın güçlü erkeği tercih etse de evlilik içinde, ilişki içinde erkeğin kendisine açık olmasını ister. Sorunları, ihtiyaçları, zayıflıklarını anlatmalarını bekler. Evin tüm planlamalarını, sorunların çözümünü birlikte yapmak ister. Ancak erkek küçük yaştan itibaren kendisine öğretilen kaygılarla hareket eder ve bunun faturasını da kadına ödetir. Aile içinde ekonomik ve diğer sorunların erkeğin halletmesiyle ilgili algı, erkeğin algısıdır. Kadın erkeğin güçlü olmasını ister, ancak hayatın birlikte yaşanmasını, kendisinin de sürece dahil edilmesini ister. Erkek eksik, zayıf, güçsüz biri olarak görülmekten korktuğu için bunu yapmaya yanaşmaz.
Doğal olarak bu durum erkeğin üzerinde ikinci bir yük haline gelir. Bu da erkeğin yaşadığı psikolojik baskıyı iki kez yaşamasına neden olur. Bu yoğun korkuyu da ailesini yanında tutmaya çalışarak halletmeye çalışır. Eşine kendisini açarsa, zayıf bir erkek olarak görecektir. Bu durum erkeğin, hayatını eşiyle değil de ailesiyle paylaşmasını ortaya çıkartır. Erkek korkuları kaygıları yüzünden ailesine bağımlı hale gelmiştir.
Eşine kendisini açsa eşi onun yanında yer alacak, ona destek olacaktır ve kendini de o ilişkide ihtiyaç hissedilir, değerli görecektir. Erkek eşinden destek aldığı için kadına bağlanacak, kadınsa kendisi önemsendiği için onu anlayacak ve o da ona daha derin bir bağlanma geliştirecektir. Ancak erkek korkularını gizleyerek, kendine ve eşine güvenmeyerek ilişkiyi içinden çıkılmaz bir hale getirir. Sadece kendi hayatını değil, kadının hayatını da sıkıntıya sokar.
 
“Şimdi Bunun Ne Acelesi Vardı?”
Kendi hayatıyla ilgili sorumlulukları üstlenmekte ciddi sıkıntı yaşayan erkek bir de yeni kurulan ailenin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalınca korkuları artar. Ay sonunda bütçenin açık vermesi ya da borçlanma erkek için kâbustur. Fuzuli olduğunu düşündüğü harcamaların oluşmasına bu yüzden çok tepkilidir. Harcamaların, kendisince oluşturduğu önceliklerle yürümesi ister ve bu durum evde her zaman bir kriz konusudur.
Ay sonunda açık verdirecek acil olmayan bir harcama, erkeğin dengesini alt üst eder. Kadın, erkeğin ne hissettiğini bilmez. Onun gördüğü şey kızgın, kural koyan, olmaz diyen bir adamdır. Erkek, bu tavrın arkasına sığınarak kendisini ifade eder. Ancak içeride başka şeyler olup bitmektedir. Duygularını hem paylaşmayıp hem de kendisi ne istiyorsa onu uygular, kadını da kendisine bırakılan daracık alan içinde hareket etmeye zorlar.
 
Bekar Erkek Kendisine Güvenir
Statüsü, parası, kazancı, mesleği ne olursa olsun, her erkeğin kendini güvende hissettiği yerdir ailesi. Bakmak zorunda olduğu bir evi yoksa, erkek anne babasıyla ilişkilerinde daha özgürdür.
Aileyle kurulan ilişkiye erkeğin psikolojik olarak ihtiyacı vardır. Kendine güvenini tamamlayamamış her erkeğin, zayıflık durumuna göre aileye meyli vardır. Bu durumdan erkeğin kendisi de memnun değildir. Ancak yapacağı çok fazla bir şey yoktur.
İçsel korkular; ya abartılı güç gösterileriyle bastırılır ya da spor, maç, kahve, siyaset, iş düşkünlüğü gibi durumlar ortaya çıkartır… Bu durum ilişkilerde, erkeğin ailesini özellikle de annesini karısından daha fazla seviyormuş gibi görünmesine neden olur. Oysa bu durum erkeğin kendine güven sorununun bir yansımadır sadece. Adam olamamış erkeğin ilişki kaderi her defasında bu şekilde şekillenir. Bir erkeğin kendine ne kadar güvendiği, ne kadar adam olduğu, büyüdüğü aileden koptuğunda ortaya çıkar. Kopuşun en önemli göstergesi ise evliliktir.
 
Kadın, Evdeki Çocuklardan Biri
Erkeğin iç dünyasındaki korkuları ve kaygıları açmaması kadının o psikolojiye uygun davranış geliştirememesine, erkeğin kendisini zayıf hissedeceği durumların oluşmasına neden olur. Eve o koltuk takımının alınması şu anda acil değildir ve ekonomik durum bunun için müsait değildir. İş yerinde sıkıntılar vardır ve belki de işten çıkartılacaktır. İçindeki duyguları, ödeyememe korkusunu anlatmaz erkek ve o koltuk takımının alınmayacağını söyler. Sınırlayıcı, yasaklayıcı, kural koyan bu tavır, kadının kendisini değersiz birisi gibi hissetmesine neden olur. Evle ilgili önemli bir karar alınmaktadır, ancak kendisine hiçbir şey danışılmamaktadır. Kendisini evdeki çocuklardan birisi gibi hisseder. Bu duruma sinirlenir ve tepki gösterir. Bu tepki nedeniyle kocasına itaat etmediği iddia edilerek ayrıca eleştirilir.
Kadın, erkeğin kendini kötü hissetmesi pahasına bunu yapmıştır. Sonuçta koltuk takımını kendi evleri için almıştır. Evin ihtiyacı vardır. Hiçbir gerekçe göstermeden bu şekilde karşı çıkılması kendisini çok değersiz hissettirmiştir. Ancak erkek onun gibi düşünmemektedir. Onu, evi için çırpınan bir kadın olarak değerlendirmemektedir, aksine bencil, sadece kendini düşünen biri olarak görür. Kocasının ne hissettiğini önemsemiş olsaydı, onu zora sokacak bu girişimde bulunmazdı. Bulunmuşsa, hayır dendiğinde buna itiraz etmez ve kocasına itaat ederdi. Erkek bu beklentisiyle bir eşten değil de bir çocuktan beklenen bir davranış umduğunun farkında değildir. Bu talebin oluşma nedeni ise kendi kaygılarıdır. Paylaşmak yerine kural koyar, eşini değersiz hissettirip tepki göstermesine neden olur, eşinden de tepki göstermemesini ve evdeki çocuklar gibi koyulan kurala itaat etmesini bekler.
Erkek duygularını açmaz ama anlaşılmayı bekler. Bu büyük bir yanılgıdır elbette. Hiç kimse duygularını açmadan anlaşılamaz. Erkek duygularını açmadan kural koymaya başlayınca, kadın da kendisinin önemsenmediğini hisseder ve karşı çıkar. O da kırılmak, incinmek yerine istediği şeyi almak için bastırır. Tepki gösterir, suçlar, yargılar. Ancak bu tepkiler erkeğin zihninde ona dair köklü, olumsuz yargılar oluşturmaya başlamıştır ve süre ilerledikçe bu derinleşir. Böylece kadın hem bencil hem de kocasını takmayan, küçümseyen bir eş olmuştur.
Eşi ne kadar kendisini düşünmüyor bencil davranıyorsa, ailesi bir o kadar onu düşünüyordur... Annesi hep onun ne hissettiğini düşünüyordur. Babasından gizli biriktirdiği paralardan oğluna vermekte, onun çektiği sıkıntıyı bilmektedir. Eşi gibi kendisini düşünmüyordur.
 
Anne Başka Bir Adamın Karısı
Muhtemelen annesi de babasına aynı şekilde davranmaktadır, ancak oğul olayın bu kısmını görmez, görmek istemez. Oğlunu onca düşünürken, babasının ne hissettiğini umursamadığını erkek çocuk görmemiştir. Bu durumdayken, babasına yakın olup tüm erkeklerin aynı kaderi yaşadığını düşünüp babaya yaklaşması gerekirken, anneye yakınlık duyar, ona doğru yaklaşır. Görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar. Oysa annesi de tüm kadınlar gibidir, farkı annesi olmasıdır. Onun fark ettiği yer, annesinin kendisini önemsemesidir.
Onun ödemelerde ne kadar zorlandığını bilir, yardım etmeye çalışır. Doğal olarak böyle bir durumda erkeğin zihninde iki farklı kadın algısı ve bunlar üzerine kurulmuş ilişkiler söz konusudur. Biri anne algısıdır. Onu koruyan, anlayan, seven. Diğeri kendini düşünen, onu anlamaya çalışmayan, sömüren bir kadındır.
Erkeğin annesine yakın olmasının bir başka sebebi de bu aktarılanlardır. Kendi eşine karşı duygularını açmayarak, gelişen olumsuzlukları annesiyle kapatır. Çünkü anne hiçbir zaman onu güçsüz zayıf biri olarak görmemiştir. Oğludur. Ancak eşi öyle değildir.
 
Herkes Kendi Çocukluğunda
Aslında bütün bu duyguların eşiyle paylaşılması gerekir. Bu yüzden ilişki kuruyor, evleniyoruz. Ancak duygular konuşulup paylaşılmadığı için bu tablo karşımıza çıkıyor. Erkek zayıf düşme kaygısıyla konuşmuyor. Konuşmadan anlaşılmayı bekliyor. Bencil görünmek kaygısıyla geliştirilen “söylemeden anlasın” tavrı, ilişkinin bir ilişki olmasını engelliyor. Tenleri birbirine değse de ruhları birbirine değmiyor. Konuşulmayan duyguların yaşandığı ilişkide, herkes kendi ailesine yakın oluyor. Kendi çocukluğunu yaşıyor… Kadının değil de erkeğin bunu yapmaya kalkması ilişkiyi derinden sarsıyor, bozuyor…

 

DIŞARIDAKİ ERKEK
 
Dışarıdaki Erkek, Evdeki Erkek?

Evde televizyondan başka bir şey bilmeyen, toplantılardan ya da arkadaş gezmelerinden eve geç saatlerde gelen, siyaset ya da kahve alışkanlıkları nedeniyle evin yolunu bulamayan erkek evindeki çocuklarına vakit ayıramazken ve bunun için her zaman bir bahaneleri olurken, dışarıdaki bayana vakit bulabilmeleri ilginçtir.
Evdeki eşe ilgi, sevgi göstermeye mecali olmayan, onunla ilgilenmeyi angarya gören erkeğin, dışarıdaki bayana karşı tüm olumlu duygularını serbest bırakıp romantik bir erkek pozisyonuna girmesi de ilginçtir. Bu yönüyle bakıldığında evdeki ve dışarıdaki erkek birbirinden çok farklıdır.
 
Evde Duygusuz Adam…
Evde duygusuz, sadece görevlerini yerine getiren, evdeki herkesin taleplerini yük olarak gören, her fırsat bulduğunda evden kaçmaya çalışan, evde kalsa da televizyonun başından kalkmayan erkek, dışarıda yani başka kadınların hayatında çok farklı birisidir. Romantiktir. İlgilidir. Vericidir. Tüm bunları yaparken de hiç zorlanmaz. İçinden geldiği gibi davranır. Arar, sorar, hediyeler alır, iltifat eder, küçük sürprizler yapıp onu şaşırtır, ona değer verdiğini tüm davranışlarıyla hissettirir.
Eğer dışarıdaki kadını seviyorsa, neden eşinden ayrılmıyor? Eğer eşini seviyorsa, bunları neden yapıyor? Bu davranışların ortaya çıkmasının nedeni, ayrıldığında çevre tarafından eleştirilme korkusu mu? O bu davranışları sergilerken iki kadına da ne hissettirdiğinin farkında mı?
Sorular çoğaltılabilir. Bu hayatı tercih eden erkek için dışarıdaki kadın, evdeki eksik yönünü tamamlamak için vardır. Gerçek anlamda evleneceği, hayatını sürdüreceği birisi değildir. Eğer tek bir ilişki üzerine odaklanmışsa, böyle bir şey düşünülebilir. Ancak erkeğin dışarıdaki kadınla yaşadıkları, onun duygusal tatmininden başka bir şey değildir.
 
Toplum Erkeği Bastırıyor
Erkek toplum tarafından bastırılan duygularını orada telafi etmeye çalışmaktadır. Eşiyle el ele tutuşmaktan çevrenin yargılamasından korktuğu için kaçan erkek, dışarıdaki kadınla romantizm dolu saatler yaşar. İçindeki tüm duyguları onunla serbest bırakırken, o kadınla evlendiğinde ya da tamamen ona bağlandığını hissettiğinde duygu yüklü tüm davranışları geriye çekilir.
Buradan da görülen, erkeğin aslında toplumun kendi üzerindeki baskıyı kırabildiğidir. Kadını ele geçirinceye kadar, onu teslim alıncaya, kendine bağlayıncaya, kendini sevdirinceye kadar “olmak istediği kişi” gibi davranabiliyorsa, onun bu şekilde davranabileceğini gösterir.
O esnada, kadının ona karşı ne hissettiği her şeyden önemlidir. Babasının, çevresinin, annesinin ne hissettiğinin bir önemi yoktur. Fakat ne zaman kadına sahip olduğunu düşünür o zaman kadının duygularının bir önemi kalmaz. Çünkü artık kaybetme korkusu bitmiştir. Daha önceki tüm sevgi gösterisi de aslında sevdiği için değildir. Sevgiyi istemekle, sevilme arzusuyla, kaybetme korkusuyla karıştırmıştır. Çok istemeyi sevgi zannetmiş ve kadını da yanıltmıştır. Farkında olmadan sergilediği bu bencillik, onun değil kadının hayatını mahvetmiştir.
 
Asıl Aldatma, Asıl Aldanma…
Çünkü kadına farklı kimlikle görünüp onu evliliğe bir anlamda ikna eden erkek, evlendikten sonra başka birisi olmuştur. Kadını kaybetme korkusu yaşamadığı için davranışları değişen erkeğin bu hali, kadına da derin bir hayal kırıklığı yaşatır. Ona duygularını, kaygılarını, korkularını açmak yerine, kadının tüm taleplerini geri çevirmeye başlar.
Çok sevilmek istediği dönemde hiçbir şeyi gözü görmezken, evlendiğinde artık çevredeki insanların yargıları önem kazanmıştır. Üstelik bu yöndeki kaygılarını da paylaşmamıştır. Çünkü zayıf görünecektir. Örneğin romantik ilişkisini evlendikten sonra da devam ettirmek istese de aile faktörü, çevredeki insanların bakış açısı onu zorlamaktadır. Bu zorlanmalarını paylaşırsa kadının kendisi hakkında “Ne kadar da zayıf biriymişsin.” diye düşünmesinden, bu şekilde eleştirilmekten korkar. Bu yüzden duygularını söylemez ve davranışlarını geriye çeker. Kadına kalansa şaşkınlık ve kızgınlıktan başka bir şey olmaz.  
Sevmenin nasıl bir şey olduğunu bilmeyen erkeğin duygularını kendisi gibi zanneden kadın da yanılmıştır. Erkeğin dışarıda ve evde farklı olmasının nedeni, böylece daha net görülmüş oluyor. Kendisi olamayan, kendine güvenini sağlayamayan, hala ailesine, annesine, babasına ya da çevresine bağımlı olan, birey olamamış erkeğin “iki hayatı” ortaya çıkıyor. Biri kendini güvende hissettiği ve güvensizlik duygusu yüzünden kopamadığı, diğer ise olmak istediği kişiliğin yaşandığı yerdir.
 
Olmak İstenilen ve Olmak Zorunda Kalınan
Dışarıdaki erkek, onun olmak istediği kişiliktir. Dışarıdaki bayanla bu davranışların hiçbir ilgisi yoktur. Eğer böyle olmuş olsaydı, eşi ile evlenirken, onu kendine bağlarken bu duygusal davranışları olmazdı. Ama öyle olmamıştır. Eşiyle evliliği öncesinde de benzer davranışlar kendisini göstermiştir. Hatta bazı kadınlar, kendilerine kurulan cümlelerin, dışarıdaki kadınlara aynen söylendiğine şahit olmaktadır.
Bu sinir bozucu durum, aynı zamanda çok şaşırtıcıdır da. Bir ilişkide yaşadığınız duyguları başka bir ilişkide yaşayamazsınız. Her ilişkide farklı deneyimler ve farklı duygular söz konusudur. Benzeşik duygular olsa da kişi duygularının farklı olduğunu bilir.
Bu farklılığa rağmen, erkeğin her ilişkide aynı duygu ve davranışlarla var olması ilginç değil mi?
Bu durum erkeğin duygularının karşı tarafla çok da ilgisinin olmadığını, tamamen kendine ait ve kendinden kaynaklandığını göstermez mi?
“İsteme” davranışıyla ortaya çıkan ve sevilme arzusu, kendine bağlama gayretiyle yaşanan ilişkilerde, erkek için kişilerin kim olduğunun ve o ilişkide neyin yaşandığının çok önemi yoktur. Önemli olan erkeğin istemesidir ve ne kadar çok istediğidir. İsteğinin gücü oranında romantik, ilgili olur. Ancak bunun, birlikte olduğu kadınla hiçbir ilgisi yoktur.
Çevreye kendini ispatlayamamış, birey kimliğini geliştirememiş, çevresinin kendisi hakkındaki yorumlarını, beklentilerini, eleştirilerini çok önemseyen, kendine güvenini tesis edememiş, olduğu gibi görünemeyen, anne-baba kuzusu hala küçük bir çocuk olan erkeğin iç açmazlarıdır yaşananlar.
Kendisi gibi yaşayamayan erkek, eksik kalan yönlerini dışarıdaki kadınla yaşayarak kendini tatmin etmeye çalışmıştır. Kendi hayatında istediği gibi yaşayacak gücü yoktur.
Bu yüzden kiminle birlikte olursa olsun asla mutlu olmaz, karşı tarafı da mutlu edemez. İlişkileri bu şekilde yaşayan erkek kadını defalarca duygusal olarak parçalarlar, ancak farkında bile olmaz. En başında kadına olduğundan farklı birisi olarak görünmüş ve onu yanıltmıştır. Yanılmakla kalmamış ve kadın çıkamayacağı bir ilişkinin içine saplanmıştır. Bu yanılmayı, hayal kırıklığını aşıp eşine yaklaşmaya çalışsa da eşi kendisinden uzaklaşmış, bencilleşmiştir. Konuşmadan her istediğinin yapılmasını beklemektedir. Her anlamda kullanıldığını, mahkum olduğu bu ilişkide erkeğin isteklerine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Kadın elinde kalan bu daracık alanda mutlu olmaya çalışırken kendini ona yaklaştırmayan erkek eşinin beklediği ilgiyi sevgiyi de dışarıdaki kadına vermiş ve onu bir kez daha aldatmıştır. Bununla ilgili tepki görünce de yine kadını suçlamış, onun kendisini sık boğaz etmesinden, tepkilerinden, bağırıp çağırmasından, suçlamalarından, yargılayıp aşağılamalarından bıkıp usandığını ve mutluluğu dışarıda aradığını söylemiştir. Ancak tüm bu davranışlara aslında en başından beri hissettiği gibi davranmayan ve kadını hayal kırıklığına uğratan kendisinin olduğunu itiraf etmemiştir. Bunu kabullenmemiştir. Çünkü bunu kabullenmek, hem kendini suçlamasına hem de kendini zayıf güçsüz, kendine güvenmeyen biri gibi hissetmesine neden olacaktır.
 
Kıskançlık…
Erkek kıskandığında yasak koyar, sınırlar çizer. Bu duyguyu açık olarak ifade etmez, dolaylı bir kıskançlık dili kullanır. Bu dil bekarken farklı, evlendikten sonra farklıdır. Bekarken daha çok duyguların söylendiği, evlendikten sonra davranışların sınırlandığı bir yasak diline dönüşür.
Evlenmeden önce karşı tarafın kendisine ait olduğunu hissederse, yasakları uygulamaya o zamandan başlar. Kıskançlık duygusunu erkek, ilişki içindeki gücüne göre ortaya koyar. İlişki içinde güçlüyse, yasak koyar, güçlü değilse rica eder, duygularını söyler. Duygularını söylemek yerine bu davranışlara girmesinin nedeni zayıf görünmek korkusudur.
İlişkiye ihtiyaç duyduğunun fark edilmesinden korkar. Karşı tarafın artık bir erkek olarak kendisini takmamasından endişelenir. İlişki içindeki gücünü yitireceğini, kadının kendisini eksik yetersiz bir erkek olarak görmesinden, kendini böyle hissettirmesinden, kendini böyle hissetmekten korkar ve  böyle bir dil kullanır.
Bu dili kullanırken bunun ne anlama geldiğini bilmez. Kendince kendisini korumaya çalışırken, karşı tarafa ne hissettirdiğinin farkında olmaz. Fark edemediği bu durum ilişki içinde köklü sorunlar ortaya çıkartır.
Yasak getirilmesi, kural koyulması, bağırılıp çağrılması ilişkide karşı tarafa kendisini kötü hissettirir. İlişkide kaybetme korkusu olan kadın, kıskançlık anında erkek tarafından kısıtlanmasına olumlu tepki verse de uzun vadede, erkek tarafından sergilenen bu tavırlar son derece can sıkıcı olur. Erkek eşine ilgisini yitirdiği, eskisi gibi olmadığı dönemlerde kadını sık boğaz edince, kadın açısında ortaya oldukça sıkıntılı bir tablo çıkar.
Erkek tarafından istediği, beklediği değeri görmeyen kadın en azından bunu dışarıyla olan ilişkilerinde telafi etmeye çalışacaktır, ancak orada da kısıtlamalara maruz kalır. Bu nedenle evli olan kadınlar kıskançlığın iyi bir şey olmadığını söyler. Erkek tarafından kıskanılmaktan büyük rahatsızlık duyarlar. Çünkü onlar için kıskançlık, kendisine karşı ilgisini yitirmiş erkeğin hayatını daraltmalarından başka bir şey değildir.
Kıskançlık bir duygudur. Hissedildiği kişiye önemsendiği, ihtiyaç hissedildiği duygusunu verir. Ancak yanlış ifade edildiğinde sorun oluşturur. Yasak koymak, kural getirmek, ilişkilerini sınırlandırmak erkeğin kıskançlık duygusunu dolaylı şekilde ifade etmesidir. Bu durum kadının kendini eksik ve değersiz hissetmesinden başka bir şeye neden olmaz.
Erkek kıskanma duygusunu yaşayacak kadar bile ilişkide kendisine güvenmez. Bu nedenle de iliklide kıskançlığı duygularıyla değil, duruma göre hareket ederek ortaya çıkartır. İlişkiye ihtiyaçları olduğu başlangıç dönemlerinde duygular söylenir, rica edilir, hatta yalvarılır, ileriki dönemlerde ise kurallar koyulup ilişkiler sınırlandırılır.
Erkek kıskanmaya korkar. Kıskanmak bir duygu olsa da erkeğe kadına değer verdiğini, onu önemsediğini hissettirir. Birini önemsemek ona ihtiyaç duymak demektir. Erkek kadını önemsemekten, ona ihtiyaç duymaktan korkar.
Kıskanmaktan korkan erkek,  yasaklar, kurallar koyarak kadını ilişkide kişiliksizleştirir. İlişkinin içinde bağımlı hale gelen, bireysel tüm yeteneklerini kaybeden kadının bu hali de erkeğin şikayet konusu olur. Hiçbir şey düşünememesinden, kendini ortaya koyamamasından, kendine güvenmemesinden, insan içine çıkıp kendini ifade edememesinden, silikliğinden şikayet eder bu sefer. Ancak bunlara sebep olanın bizzat kendisi olduğunu kabul etmek istemez.
 
Erkek Aldatabilir
Erkek, eşini sevmediğinde ayrılmak ister. Suçluluk duygusu, sorumluluk duygusu nedeniyle özellikle de eşleri tarafından ayrılık talepleri reddedildiği için ayrılamaz. İlişki için gerçekten emek harcamış olsa, kadına ilişki içinde gereken değeri vermiş olsa bu suçluluk duygusunu yaşamaz. Suçluluk duygusu bir ilişkide ya kaybetme korkusundan ya da kişinin karşı tarafa bencilce davranmasından ortaya çıkar. Duygularını yitiren birinin kaybetme korkusu olmayacağına göre, erkeğin hissettiği suçluluk duygusu ilişkide kadına karşı bencilce davranmasından kaynaklanmaktadır. Suçluluk duygusu o ilişkide erkeğin hala duygularının olduğunu da gösterir.
Gerçek anlamda duygu tükendiğinde o ilişkiyle ilgili hiçbir şey hissetmesiniz. Elinizden geleni yapmış, kendinizi anlatmaya, onu anlamaya çabalamışsınızdır. Ancak olmuyordur. Karşınızdaki kişi ya çok bencildir ya da kişilikleriniz çok farklıdır. Yapılabilecek bir şey kalmamıştır. Böyle bir durumda karşı taraf da elinden geleni yaptığı için o da duygularını yitirmiştir ve ilişki sona erer. Ancak suçluluk duygusu o ilişkide hala yapılması gereken şeyler olduğunu gösterir. Suçluluk duygusuyla ilişkide olan erkek, halen ilişkiye bağlıdır. Suçluluk duygusunun derinin de ise sevgi vardır.  
Erkeğin eşini aldatmasının eşini sevmemesiyle pek ilgisi yoktur. Eşini sevmeyen erkek aldatmaz, eşinden ayrılmak ister. Erkeğin kadını aldatmasının ilişkiden kaynaklanan sebepleri olabileceği gibi, kendi psikolojisiyle de alakası olabilir. Psikolojik sorunları olan erkek, aldatma eyleminde yaşadığı gerginliği bir boşalım aracı olarak kullanır. Kendi iç dünyasındaki aşırı gerginliği,  aldatma eyleminin yarattığı gerginlikle boşlatmaya çalışıyordur.
İş hayatında kendini yetersiz hissetmesi, sosyal hayatında kendini diğer erkeklerden eksik hissetmesi onu bu tür davranışlara itebilir. Başka bir kadınla ilişkiye girerek, eksik duygularını o ilişki üzerinde tamamlamaya çalışabilir.
Eşiyle cinsel hayatında sorunlar yaşıyor olabilir. Duygusal açıdan sorun yaşamamasına karşın, konuşulmayan cinsel sorunların erkeğin kendini yetersiz hissetmesine yol açabilir. Erkek için cinsellik, sevmeye ihtiyaç duyulan bir davranış değildir. Kadın gibi, karşı tarafın kendisine güven duymasına, onu sevmeye ihtiyaç hissetmez. Erkeğin bir başka kadınla cinsellik yaşıyor olması, tek başına, kadının bir başka kadınla aldatıldığı anlamına gelmez.
Bu durum erkeğin cinselliğe bakış açısıyla alakalıdır. Bu nedenle kadın tarafından, “gerçekten aldatılma” refleksiyle tepki gösterilmez.
Erkek, cinselliği dışarıda da yaşama ihtiyacı duyuyorsa ve kalıcı olmayan ilişkilerde bu meydana geliyorsa ya eşiyle cinsel hayatında sorun vardır ya da erkeğin kişilik yapısı, psikolojik yapısında bir bozukluk söz konusudur.
Erkek kendisini ifade etmekte zorlandığı için bunu da açıklayamaz. Kendisini eksik bulmasını, güvensizliğini, kişilik bozukluğunu, zayıflığını konuşmak yerine, bu tür davranışlara yönelerek bir tür ödünleme mekanizması işlettir. Fakat anlatmadığı bu davranışların karşı taraftan da nasıl algılandığını önemsemez.
Kendi sorununu karşı tarafın sorunu haline getirir. Bu bencilce bir tutumdur. Kadın, durumu kendi algısı üzerinden değerlendirmek zorunda kalır ve bu yorum, kadında ihanet duygusu oluşturur ve böyle tepki gösterir.
Erkek böyle değerlendirmez, ancak dürüst davranmadığı ve duygularını paylaşmadığı için bunu da açıklayamaz. “Neden aldattın?” sorusuna verilen cevapların açık olmayışı, kadının ihanete uğradığı hissinin oluşmasına neden olur. Çünkü kadın için cinsellik ancak güven duyduğundan yaşanabilecek bir duygu ve davranıştır. Yani sevmediği bağlanmadığı biriyle cinsellik yaşamaz. Erkek duygularını paylaşmadığında, kadın aldatılmayı kendi duyguları üzerinden yorumlayarak değerlendirir ve ihanete uğradığı düşünür.
Açık olmayan erkek kadını iki kez zora sokmuştur. Hem aldatmıştır hem de açık olmayarak kadının başka bir kadına tercih edildiğini hissini yaşamasına sebep olmuştur.
Bir başka aldatma sebebi eşini sevmesine rağmen, yeterince sevilmediğini hissetmesi ve orada eksik kalan duygularını dışarıdaki ilişkiyle kapatmaya çalışmasıdır erkeğin. Eşiyle kavga ettiğinde eşinin davranışlarına tahammül edemeyip, kendini eksik hissedip kendini dışarıda tamamlamaya çalışabilir erkek. Kadın için sadece bir tepki olan davranış, erkeğin dünyasında kişiselleştirilerek algılanmıştır. Erkekte bir kişilik sorununa dönüşmüştür kadının tepkileri.
Aldatarak eşini cezalandırıyor olabilir, intikam almaya çalışıyor olabilir, ancak erkeğin eşini aldatmasının ilişkideki sorunlarla ya da psikolojik sorunlarla alakası vardır genelde. Bu davranış eşini sevmediği için değildir. Kadınların bir kısmı da bunun böyle olduğunu düşündüğü için “af dileyen erkeğin” affeder ve ilişkiye yeniden geri döner.
Ancak ilişkiye çok bağlı olan, eşi için çok hassasiyet gösteren, onu gerçekten seven bir kadın için aldatılmak affedilir bir davranış değildir. O, aldatılma davranışına öfkeyle değil, derin bir kırgınlık duygusuyla cevap verir. Karşı tarafın kendisinin duygularını hiçe saymış olması onu derinden sarsar. Öfkeli değildir. Karşı tarafa kızgın da değildir. Sadece kırılmıştır. Onu çok sevmiş ve onu kırmadan, elinden ne geliyorsa yapmıştır. Karşılığının böyle olması onu yıkmıştır. Öfkelenmez.
Aldatılmışlık duygusunun yaşandığı yer de burasıdır. Eğer kişi aldatıldığı halde ayrılmıyorsa, bu ihtiyacı hissetmiyorsa, öfkelenip kızıyorsa, ona zarar vermeye çalışıyorsa, kişinin yaşadığı tam olarak bir “aldatılmışlık duygusu” değildir. Gerçek bir aldatılma duygusu güven kırar, derin bir kırgınlık duygusu oluşturur.
Erkeğin aldatması, yukarıda anlatılan nedenlerden ötürü kalıcı bir sorun olarak görülmez. Çapkınlık, hovardalık olarak nitelendirilir. Kaçamak olarak isimlendirilir. Kadın aldattığında ise farklı sıfatlarla yaftalanır.
Erkeğin bu aldatmalarının dışında âşık olduğu, duygusal olarak bağlandığı ilişkiler de vardır. Yine bu ilişkilerde de eşini sevmemesinden değil, başkaca duygusal talepleri yüzünden bu ilişkiler oluşmuştur. Aile ilişkilerindeki yetersizlik, iktidarının kabul edilmemesi, bazen erkeğin bencilliklerine karşı koyabilecek, buna karşı tepki gösterebilecek güçte bir eşin yani bir bireyin karşıda  var olmamasından kaynaklanabilir.
Erkeğin eşini aldatması aslında erkeğin zayıflığını ve güçsüzlüğünü gösterir, tıpkı kadınla mücadele edemeyen erkeklerin eşlerini dövmeleri gibi…

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com